KÜRTLERİN ZİHİNSEL DEVRİMİ: KÜRT AKLI NASIL YÜKSELDİ?

Xebat Andok

ekleyen Komînal

Önder Apo’nun ‘Kürt Aklı’nı yaratma süreciyle Kürtlerin varlık sorununu çözdüğü açıktır. Bu da esas olarak zihniyet gücü gerektirmektedir ve Önder Apo’nun tüm mücadelesini bu aklı oluşturma temelinde yürüttüğü ortaya çıkan pratiklerden de anlaşılmaktadır. Zira zihniyet gücü oluşturulmadan elde edildiği sanılan askeri zaferler bile zaman içinde kaybedilme tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktan kurtulamaz.

Kuşkusuz özgür Kürt çizgisine, milliyetçi olduğunu söyleyen kesimler şu anda saldırmaktadır. Aslında bunların Kürtlükle de bir alakası bulunmamaktadır. Tek dertleri Önderlik ve Kürtlük karşıtlığı yapmaktır. Hiçbir zaman gerçek anlamda Kürtlük için mücadele etmemişlerdir. Kürtçe konuşmaktadırlar, Kürt elbisesi giymektedirler, Kürtlükten söz etmektedirler ama Kürtlüğün kökünü kazımak istemektedirler.

Doğadaki her şey evrensel-tikel-tekil ilişkisi temelinde gerçekleşmektedir. Her bir Kürt bireyi kendini tanımaya, bilmeye çalışırken, kendisinde yaşayan tikel olarak Kürt’ü ve evrensel olarak insanı tanımak, bilmek durumundadır. Aksi takdirde tüm anlama çabalarının boşuna olması kaçınılmazdır. İşte Önder Apo’nun kendisini (tekil) ve Kürt’ü (tikel) anlamaya çalışırken insanı (evrensel) ve insanı da araştırırken ilk varlığa kadar gidişi bundandır.

YAZIYI KÜRTÇE OKU

Doğada her şey canlıdır; cansız olarak nitelendirilen herhangi bir varlığın kendini ispatlama ya da görünür kılma gibi bir kaygısı olmaz. Çünkü bu istenç akıldan ziyade bilinçle ilgili olmaktadır. Her hücrenin, her parçacığın ve her şeyin kendine göre bir aklı vardır; ancak anlamı oluşturan bilinç olmadı mı, akıl sadece bir döngü içinde uyumlu devinimini sürdürür. O nedenle ‘herhangi bir şeyin’ iradi bir varlık olması söz konusu değildir. Vardır ve adı konulur, fonksiyonu belirlenir, değerlendirilir, o kadar! Ondan öte, varlığın yok olma hali söz konusu olursa yıkım olur. Yıkım olmamışsa dönüşüm olmuştur ve bu dönüşümle birlikte yeni bir durum, yeni bir yapılanma ortaya çıkmıştır.

Örneğin, gün geçtikçe harap edilen dünyamızda var olan elementer yapı, bunların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan yeni biçimler ve bunların uyumu bir yaşam alanı yarattığı için bu kadar farklılık ortaya çıkmıştır. Böyle bir uyum olmasaydı yaşam da olmazdı. Harap edilen dünyamız diyoruz; çünkü var olan element, bileşim ya da biyolojik yapı dengesine müdahale ederek yaşama imkan sağlayan uyumu bozmakta, birinin oranını artırmakta ya da düşürmekteyiz ve bu da dengeyi bozmaktadır. Bunu şöyle de izah edebiliriz: Oksijen atomuna sürekli olarak müdahale edilip bozunuma uğratılarak yeni bir atom yapısı ortaya çıkarılırsa ve ortada oksijen atomu bırakılmazsa, herhalde yaşam da kalmazdı. Çünkü sürekli olarak müdahale edip bozunuma uğratmak ve sürekli olarak başka bir şeye dönüştürmek, oluşmuş yaşam dengesini ortadan kaldırır. O zaman su olmaz, dolayısıyla hayat da kalmazdı. Tabii ki bu, bir bilinç ekseninde olmadığı için oksijen elementinin kendisi için bir sorun olmazdı; ama insan ve tüm diğer varlıklar, canlılar için bir yıkım olurdu bu. Yeni bir kaos, yeni bir oluşum ve bileşim ve onun ortaya çıkaracağı yeni durumlar olur ki onun da uzay-zamanda ne olacağı tümden kestirilemez.

 

İnsan karmaşık yapısıyla küçük bir evren halidir

Yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan, bildiğimiz anlamda herhangi bir canlı, ya direniş halinde olur ya da yeni durumla uyumlu bir biçimde form değiştirir. Ancak söz konusu yok olma tehlikesine maruz kalan varlık insan ve insanı var kılan toplumsallık olunca trajik sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Çünkü varlıkların en değerlisidir insan; anlam veren, anlam yükleyendir. Üzüntüyü-sevinci, adaleti-adaletsizliği, eşitliği-eşitsizliği, köleliği-özgürlüğü, baskıyı-direnişi, kederi ve sevinci sonraya taşıyandır. Karmaşık yapısı ve her şeyi barındırmasıyla küçük bir evren halidir. Her topluluk da bu küçük evrenin temel elementi ve bileşkesidir.

Ne yazık ki kapitalist modernite, üç sacayağı olan ‘kapitalizm, ulus-devlet ve endüstriyalizm’ üzerinden kendini sisteme kavuşturunca, çok büyük kırımlar gerçekleştirmiştir. Sermayenin serbest ve güvenli dolaşımı için, daha fazla kâr elde etmek için sermayedarlar daha fazla insan sömürmüş, daha fazla yeri işgal etmiş, hammadde elde etmek için de doğayı fütursuzca kullanmıştır. Kâr elde etme hırsı; daha fazla üretime, daha fazla üretim yapmak için doğaya zarar verecek tedbirleri almamaya yol açarak birinci doğayı büyük risklerle karşı karşıya bırakmıştır. Doğanın yaşamı sürdürebilirliği, bu endüstriyalist anlayışların sonucunda büyük bir risk altındadır.

 

Ulus-devletin yaydığı ırkçılık bir hastalıktır

Diğer yandan, konumuz bağlamında değerlendireceğimiz ulus-devlet anlayışı ise yüzlerce kültür, inanç, dil, ulus ve farklılığı yok etmiştir. Egemen uluslar ve bunların içinde eriyen, yok olan ya da soykırıma uğratılan uluslar olmuştur. Her ulusun bir devleti olmalı ya da her ulusun kaderini tayin etme hakkı olmalı anlayışı, düşüncesi bu sonucu ortaya çıkarmıştır. Her ulusa bir devlet olsun anlayışı, zaman içinde kendini yüce ulus, yüce millet, ırk, inanç, vatan olarak görmüş, kendi dışındakileri de kendisine hizmet etse bile benzeştireceği ve sonuçta egemen olanla aynılaşacağı, yani kendisinin yok olacağı bir unsur olarak ele almıştır. Tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek inanç bu düşüncenin bir ürünüdür.

Bunun sonucunda, dünyayı bir bahçe, her bir halk ve inancı da çiçek, gül sayarsak, bahçede bulunan çeşitli gül ve çiçeklerin giderek tek tip haline getirilmeye çalışıldığını görürüz. Ulus-devlet anlayışı, her ulusun kendini var kılmak için ille de ulus-devleti benimsemesi ve kurması gerektiği ve birlikte yaşadığı diğer halkları ve inançları yok etmesi gerektiği paradigması, bu sonucu ortaya çıkarmaktadır. Birileri ille de “Ben herkesin üstünde olayım, benim milletim diğer tüm milletlerin üstünde olsun ve benim dışımda olanlar köleleşsin, onları ortadan kaldırayım.” yaklaşımına yöneliyorsa, bu, ulus-devlet zehri sonucu ortaya çıkmıştır ve bir hastalıktır. Yoksa tabiatıyla gelişen ve ulus-devletin tekçi anlayışları öncesi böyle bir yaklaşım çok fazla bulunmamaktadır. Bunlar, ulus-devletçi zihniyetin yansımaları sonucu ortaya çıkan hastalıklardır. Bundan iki yüz yıl öncesine kadar, genellikle etnik toplulukların başka etnik toplulukları yok etme ya da kendisine dönüştürme gibi özellikleri, ulus-devletçi zihniyetin ortaya çıkması sürecindeki kadar yaygın değildi. Ulus-devletçilikle birlikte yıldızı parlayan, parlatılan milletlerin ortaya çıkışıyla aynı zamanda yüzlerce milletin katliam, kültürel kırım, ekonomik kırım, soykırım, siyasi ve sosyal kırıma maruz kaldığı gerçeğini anlamamız gerekmektedir

 

Kürt toplumsallığının güçlü arka planı

Bütün bu gerçeklikleri daha iyi anlamak açısından Kürtlerin tarihsel toplumsal yapısını anlamak önemli olmaktadır. Tarih bilimi bize ilk toplumsallaşmanın klan tarzında olduğunu söyler. Ardından bir savunma örgütü olarak da görülebilecek olan kabile gelir. Kürdistan’da kan bağına dayalı klan ve kabile dönemi binlerce yıl boyunca temel toplumsal form olarak yaşanmıştır. Kürtlerde hâlâ aileciliğin ve kabileciliğin bu kadar güçlü olmasının tarihsel arka planı budur. Ancak kan bağına dayalı toplumsal örgütlenme olan kabile konfederasyonlarının zirvesi olarak Medya Aşiret Konfederasyonu’nun yıkılmasıyla Kürtler farklı bir tarihsel aşamaya geçer.

Zerdeşt, kan bağına dayalı kabilecilik yerine, Kürdistan’daki geleneksel kültürden çıkan ideolojisiyle Kürtlerin var olma ve özgürlük sorunlarına çare arar. Yani daraltan kan bağı yerine ideolojiyi koyar. Ama ideolojisinin Pers iktidar eliti tarafından saray dini haline getirilmesiyle, Kürt toplumsallığı içindeki etkisi uzun süreli ve istendik ölçüde olmaz. Sonrası, Kürtlerin artık başkalarına ait ideolojiler içinde kendisine yaşam alanı oluşturmaya çabaladığı süreçtir. Gidişat iyi değildir ve bu durum Kürtleri kapitalist modernite koşullarında soykırımın eşiğine getirir. Nitekim son iki yüzyıl Kürtler açısından tam olarak bu anlama gelmektedir.

 

Ulus-devletçi zihniyetin Kürt inkarı!

Günümüzde 60 milyondan fazla Kürt dünyanın her yerinde yaşamaktadır; ama yarım asır öncesine kadar Kürtlerin varlığı hiçbir yerde kabul görmemekteydi. Dörde bölünmüş Kürdistan’ın her bir parçasında yaşayan Kürtler, resmi sınırları içinde bulundukları devlet tarafından yok olmaya mahkum edilmiş bir toplum durumundaydı. Yarım asır öncesine kadar, bırakalım Kürtlerin diline ve kimliğine sahip çıkmasını, ortada sahip çıkabilecekleri bir tarihleri bile bırakılmamıştı. Asimilasyon politikaları her alanda buldozer gibi Kürt toplumunun üzerinden geçmiş, Kürtlük adına var olan tüm değerler neredeyse ortadan kaldırılmıştı. Bilinmeyen bir dille konuşan dağlı Kürtler, kara basınca “kart kurt” sesinden ismini almış dağlı Türkler, kuyruklu Kürtler vardı! Giyim kuşamından utanan, gerçekliğinden kaçan bir yapı söz konusuydu. Kürtlerin tutunabileceği, araştırıp geliştirebileceği bir tarihsel dayanak, anlayış, veri, bakış açısı ve zihinsel yapı neredeyse ortada bırakılmamıştı. Her parçadaki egemen ulus, Kürtlerin tarihsel, kültürel, ekonomik, sosyal, siyasal zenginliğini eriterek kendine dayanak yapmıştı. Ulus-devletçi zihniyet sonucu, kendi varlığını sürdürmeyi, kendisi olmayanı yok etmeye dayandırmıştı.

Kürtler üzerinde kurulmuş çark için Önder Apo şu belirlemeleri yapmaktadır: “Son iki yüz yıldaki tüm isyanların ağır katliamlarla, sürgünlerle, baskılar ve cezalandırmalarla sonuçlandırılması, ardından Kürdistan coğrafyasında ekonomik çökertme politikasının devreye sokularak Kürtlerin açlığa mahkum edilmesi Kürdistan’daki toplumsal dokuyu parçalamış, insanların kendi ailelerini geçindirmekten başka bir şey düşünemez hale gelmelerine neden olmuştur. Kürt halkını bu tablodan kurtarmak, tekrar kendi varlığına, diline, kültürüne sahip çıkmasını sağlamak zorlu bir mücadeleyi gerektirmekteydi. Bugünkü duruma ulaşmak zindandaki direnişlerle, gerillanın kahramanca mücadelesiyle, toplum sathına yayılmış serhildan direnişiyle sağlanabildi.”

 

Kürt’ün ‘makus tarihi’ne son vermek

Önder Apo’nun geliştirdiği Özgürlük Hareketiyle birlikte Kürt ve Kürdistan tarihi açısından yeni bir gerçeklik ortaya çıkarılmıştır. Zerdeşt’ten sonra Kürt tarihsel toplum geleneğine, öz kültürüne dayanan ve kan bağının ötesine geçen bir Kürt aklını, Kürt ideolojisini geliştirmeyi başarmıştır. Apocu grupla başlayan ve PKK ile ivme kazanan bu süreci Önder Apo “Çağdaş Kürt Tarihi” olarak da ifade etmektedir. Çağdaş Kürt Tarihi’ni önceki süreçten ayıran temel özellik, Apocu yaşam felsefesinin teori ve pratiğini birlikte gerçekleştirmesidir. Bir yandan küçük bir grupla da başlasa, her yerde örgütlenmesini gerçekleştirmesi, diğer yandan bu örgütlenmesini daha da güçlendirmek için eylem halinde olması ve bu örgütlü gücünü giderek bir kütleye dönüştürmesidir. Yani ideolojik kimliği ifade eden zihniyetini ortaya koyarak yaşam felsefesini, felsefesi ve teorisiyle örgütlenmesini, örgütlenmesiyle eylem gücünü oluşturması ve bütün bunları direnişle kökleştirerek kurumlaşmaya dönüştürmesidir. Kürt’ün ‘makus tarihi’ böylece değişime uğratılmış, Çağdaş Kürt Tarihi olarak ifade edilen süreç başlamıştır.

Önder Apo, Apoculukla başlayan ve günümüze kadar gelen Özgürlük Hareketi yaratımlarının sürecini şöyle ifade etmektedir: “Kürt Özgürlük Hareketi Önderliğinin 52 yıllık mücadelesiyle Kürtlerde gelişen kendi varlığından kaçış pratiği tersine çevrildi ve yeni bir tarihsel süreç başlatıldı. Kürtlerin kendi varlıklarını sahiplenmelerinin yanında, bunu tüm dünyaya kabul ettirmeleri de yine bu mücadele sayesinde oldu. Bu mücadele süreci, Kürtlerin ulusal bir topluluk olarak yeniden aynı ortak değerlerde buluşmalarını sağladı; Kürt toplumunun bundan sonraki mücadelesini sürdürmesine zemin teşkil edecek tarihsel bir miras oluşturdu. PKK Kürt varlığının kabulünü sağlarken, bununla birlikte demokratik siyasetin de yolunu açtı ve bütüncül bir demokratik mücadele için önemli bir toplumsal birikim sağladı.

Dikkat çekilmesi gereken en önemli husus şudur: PKK Önderliği bu mücadeleyle tarihte ilk defa bir ‘Kürt Aklı’nı yarattı. Kürt toplumunda neredeyse tamamen dağıtılan ve ortak hafızadan silinen toplumsal akıl, PKK Önderliğinin yürüttüğü mücadeleyle ortak Kürt aklı olarak yeniden şekillendi. Kültürel geleneği yeniden yorumlamak, toplumsal sorunu doğru tespit etmek, toplumun yeniden ayağa kalkmasına ve bir toplum olarak birleşmesine yol açacak ortak değerleri tespit etmek ve çağdaş dünyada toplumun ihtiyacı olan politik-toplumsal strateji, taktik ve amaçları oluşturup topluma kabul ettirmek gibi zorlu görevler başarılmadan Kürt aklının oluşturulması imkânsızdı. PKK Önderliği çok yönlü çabayla, derin ve kapsamlı çözümlemelerle hem ideolojik bir çizgi hem de ortak Kürt aklını yaratmayı başardı.”

 

Zihniyet gücü olmadan zafer olmaz

Önder Apo’nun ‘Kürt Aklı’nı yaratma süreciyle Kürtlerin varlık sorununu çözdüğü, ama bu varlığı özgürlüğe kavuşturmak için Demokratik Ulus Sosyalizmi’ni gerçekleştirme çabası yürüttüğü açıktır. Bu da esas olarak zihniyet gücü gerektirmektedir ve Önder Apo’nun tüm mücadelesini bu aklı oluşturma temelinde yürüttüğü ortaya çıkan pratiklerden de anlaşılmaktadır. Zira zihniyet gücü oluşturulmadan elde edildiği sanılan askeri zaferler bile zaman içinde kaybedilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktan kurtulamaz. Askeri olarak en büyük zafer bile sağlanabilir, ama onun aklı, düşüncesi, felsefesi oluşturulmadı mı, kaybetmeye mahkumdur. Kuşkusuz bu akıl da doğanın, düşüncenin diyalektiğine uygun olmak durumundadır. Kürtlerin özgür yaşam, özgür insan, özgür toplum arayışını gözetmelidir. Önder Apo da zaten bunu yapmış durumdadır.

Doğadaki her şey evrensel-tikel-tekil ilişkisi temelinde gerçekleşmektedir. Birinci doğanın içinden ikinci doğa olarak çıkan insan, ‘evrenseli’ teşkil ederken, Kürtler bu evrensel ile bağlantılı olarak ‘tikel’, her Kürt bireyi de ‘tekil’ olmaktadır. Yani her bir Kürt bireyi kendini tanımaya, bilmeye çalışırken, kendisinde yaşayan tikel olarak Kürt’ü ve evrensel olarak insanı tanımak, bilmek durumundadır. Aksi takdirde tüm anlama çabalarının boşuna olması kaçınılmazdır. İşte Önder Apo’nun kendisini (tekil) ve Kürt’ü (tikel) anlamaya çalışırken insanı (evrensel) ve insanı da araştırırken ilk varlığa kadar gidişi bundandır.

Kürtler açısından farklılık, tikel ve tekil araştırmalarında bunun evrensel ile olan iç içeliğidir. Kürdistan’da yapılan antropolojik, filolojik, etnolojik ve hatta sosyolojik araştırmaların bütün insanlık açısından tarihi yeniden yazdırması bundandır. Göbeklitepe kazılarının tarihi yeniden yazdırması gibi. Buradaki kasıt, Kürdistan’ın Doğu Afrika’dan sonra insanlığın ikinci beşiği olmasıdır. İnsanlığın niteliksel toplumsallaşması ve yayılmasının buradan başlaması bir ilktir. Bu yönüyle evrensel tarih açısından Kürdistan’da yapılan incelemeler, bir başka coğrafyada yapılanlara benzememektedir. Kürt ve Kürdistan somutunda evrensel, tikel ve tekil, dünyanın bir başka yerinde olmadığı kadar iç içe geçmiştir.

Bu durum Kürdistan’ı ilklerin mekanı haline, Kürtleri de ilkleri yaşayan halk hâline getirmektedir. Tarihin canlı olduğu, hiçbir şeyin yok olup gitmediği, geçmişin bugünde yaşadığı hakikatini gözettiğimizde, kendimizi anlamamız için tarihi anlamanın, bilmenin ne denli gerekli olduğu kendiliğinden açığa çıkar.

 

Kürt tarihi, komünalite ve demokratik ulus inşasının tarihi olacak

Komünal anlayış, kültür ve değerlere dayalı tarihsel birikimin Kürt varlığında yaşamaya devam ettiğini belirten Önder Apo, oluşturduğu Kürt Aklı’nı esas alanların şuna dikkat etmesi gerektiğini belirtmektedir: “PKK’nin mücadelesiyle varlık kazanan Kürtler, şimdi o varlığın özgürlüğünü sağlama yükümlülüğüyle karşı karşıyadırlar. Varlığın özgürlüğü ulus-devlet haline gelerek sağlanamaz. Ulus-devlet Kürt özgürlük mücadelesinin demokratik komünal ve demokratik ulus çizgisine aykırı olduğu gibi, Kürt toplumunun tarihsel kültürü ve karakteriyle de uyumsuzdur. Kürtler tarih boyunca devletçi zihniyet ve yaşam tarzından hep uzak durmuşlardır. Kabile-aşiret formu büyük oranda komünal yaşamı bünyesinde barındırdığı için Kürt toplumunda binlerce yıldır varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla toplumun yeniden birleşmesi ve kendi varlığına ulaşmasında da komünalite yine başat rolünü oynayacaktır.

Kürt tarihi bugünden sonra demokratik komünalite ile demokratik ulusun inşasının tarihi olacaktır. Bu, hem Ortadoğu’nun tarihine, kültürüne ve sosyal dokusuna hem de Kürt halkının toplumsal karakterine en uygun olan yoldur.”

 

Kürt elbisesi giyen zehirli diller hezimete uğrayacak

Kuşkusuz özgür Kürt çizgisine, milliyetçi olduğunu söyleyen kesimler şu anda saldırmaktadır. Aslında bunların Kürtlükle de bir alakası bulunmamaktadır. Tek dertleri Önderlik ve Kürtlük karşıtlığı yapmaktır. Hiçbir zaman gerçek anlamda Kürtlük için mücadele etmemişlerdir. Ekonomik, siyasi açıdan dar aile çıkarları temelinde hareket etmişlerdir. Kürtçe konuşmaktadırlar, Kürt elbisesi giymektedirler, Kürtlükten söz etmektedirler ama Kürtlüğün kökünü kazımak istemektedirler. Önderlik bunları Judenratlar olarak tanımladı. Bu süreçte de bu Judenratlar, Önder Apo’nun geliştirmek istediği Demokratik Toplum Çözümüne karşı zehirli dillerini kullanmaktadır. Ancak Kürt halkı, dıştan gelen bu tür saldırılara karşı kuşandığı ortak ruh ve birlikte olma yaşam felsefesiyle varlık ve özgürlük sorunlarını çözmeye seferber olmuş durumdadır. Önder Apo’yu ve geliştirmek istediği çözümü anladıkça, Demokratik Sosyalizm ideolojisiyle daha fazla birleşeceği ve özgür yaşamın özüne uygun şekilde yaşamı daha fazla inşa edeceği görülmektedir.

Kürtler tarih boyunca hep komünal bir şekilde varlıklarını devam ettirdiler, bundan sonra da komşu halklarla birlikte Demokratik Ulus anlayışı temelinde varlıklarını güvenceye kavuşturacaklardır. Kabile formunda sosyal dayanışmacılık, eşitlikçilik ve öz savunmacılık temel davranış biçimleri olarak varlıklarını korumuştu. Kabile-aşiret formunda dağlara sığınma, Kürt toplumunu kapitalist modernitenin etkilerinden en az etkilenen halklardan biri haline getirmişti. Med Konfederasyonu’nun dağılmasından bugüne Kürtlerin siyasal birliğini sağlayacak bir öncülüğün çıkmamasına rağmen, kabile-aşiret formunda kendilerine özgü bir öz savunma biçimi oluşturarak varlıklarını büyük oranda korumayı başarmışlardı. Önder Apo’nun oluşturduğu Kürt Aklı temelinde de Demokratik Ulus Sosyalizmi’ni inşa ederek, ortak vatanda komünal yaşamı her yerde kurarak özgürlüklerini sağlayacaklardır.

İlginizi çekebilecek diğer yazılar

Oynatıcıyı Gizle/Göster
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00