Günümüze baktığımızda, Türk devletinin Kürt gençliğine karşı uyguladığı özel savaş kapsamlı ve derinliklidir. Devletin özel savaş yöntemiyle temelde amaçladığı şey Kürt gençliğini mücadele bilincinden ve iradesinden uzaklaştırıp düşürmektir. Gençlik öyle bir konuma getirilmek isteniyor ki, hiçbir şekilde ulusal bilince sahip olmasın, kimliğine sahip çıkmasın ve bunun mücadelesini vermesin. Bu yönelimlere karşı, Önder Apo’nun başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin de verdiği güçle Bakur ve Türkiye’de son süreçte önemli bir hamle başlamıştır.
Kültürel soykırım altında, sömürge durumunda olan bir halk ve gençliği olduğumuz akıldan çıkarılmamalıdır. Ancak günümüz itibariyle güçlü bir Önderliğe yani güçlü bir Kürt aklı ve stratejisine, bu Kürt aklı temelinde örgütlenmiş fedai hareketine, onun binlerce yurtseveri ve politikleşmiş milyonlarca halkına sahip olduğumuzu da unutmayalım. Bu özgüven ve iradeyle mücadele edilmesi gerekir.
Özel savaş, devletlerin demokrasi ve özgürlük için ayağa kalkan herhangi bir halk kesimine karşı devreye koyduğu klasik olmayan savaş biçimidir. Tüm dünyayı sarsan 68 Gençlik Hareketi sonrası, bu hareketi rotasından çıkarıp yozlaştırmaya dönük saldırılar özel savaşa en iyi örneklerden biridir. Devrim ve sosyalizm için ayağa kalkan gençlik, neredeyse 10-20 yıl içinde yılgın, iddiasını kaybetmiş, nihilist yaşama savrulmuş bir kitleye dönüştürülmek istenmiştir. Özel savaşı yoğun olarak devreye koyan devlet biçimlerinden bir diğeri de işgalci-sömürgeci devletlerdir. Sömürgeci devletler, direniş halinde olan ezilen uluslara karşı klasik askeri savaş yöntemleriyle sonuç alamayıp direnişi kıramadığında bu savaş yöntemine başvurur. Özel savaş yönteminde her şey mübahtır, kural yoktur ve çoğunlukla gizli yürütülür. Bu savaş biçimi direnen halkın özgürlük savaşçılarına karşı geliştirilebildiği gibi bizzat halka karşı da devreye konulabilir. Özellikle de güçlü halk desteğine sahip özgürlük hareketlerine karşı; halkın desteğini bitirmek, yurtsever duygularını yok etmek ve halkın örgütlü duruşunu çözülüşe uğratmak amaçlanır.
Bu yazımızın konusu, günümüzde Türk devletinin genelde Kürt halkına özelde ise Kürt gençliğine yönelik geliştirdiği özel savaş ve bu özel savaşa karşı yürütülen mücadelenin bir analizini yapmaktır. Ancak Türk devletinin Kürtlere karşı uyguladığı özel savaşı anlamak için ilk önce bu devleti tanımak ve anlamak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti gerçeği tanınmadan geliştirilen her değerlendirme eksik, yürütülen her mücadele sonuçsuz kalır. Öyleyse Türkiye Cumhuriyeti denilen bu devleti biraz tanıyalım.
Kırım siyaseti
Türkiye Cumhuriyeti devleti, hiçbir zaman gerçek bir cumhuriyet olamamış bir özel savaş rejimidir. Bunun nedeni devletin kuruluş felsefesinde yatar. Bu devletin esas kurucu felsefesi İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ideolojisidir. Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkan ve Türkçülük fikrine dayanan bu partinin temel hedefi şudur; Anadolu ve Mezopotamya topraklarını etnik bir soykırıma tabi tutarak sadece Türklerden oluşan bir coğrafya ve ona dayalı bir devlet oluşturmak. İttihat ve Terakki bu hedef doğrultusunda 1. Dünya Savaşı’nda Ermenilere soykırım uygulamış, büyük bir Kürt katliamı ve sürgünü gerçekleştirmiştir. Kurtuluş savaşı süreci dedikleri süreçte söylenildiği gibi İttihat ve Terakki Partisi yok olmamış, tüm kadro ve örgütüyle sahada çalışmalarını yürütmeye devam etmiştir. Özellikle Teşkilat-ı Mahsusa denilen gizli istihbarat yapılanmasıyla savaş süreci boyunca Anadolu ve Mezopotamya halklarını tek tek kırımdan geçirmişlerdir. Cumhuriyetin kuruluşunda rolleri belirleyicidir. Kısa zamanda yeni kurulan cumhuriyette söz sahibi olurlar. Dolayısıyla cumhuriyet, bu partinin Türkçü programını ve soykırım projelerini devralır.
Cumhuriyet ilanından sonra devleti yönetenlerin kanaatine göre diğer halkların icabına bakıldığı için rejimin neredeyse tek ve ana motivasyonu Kürt soykırımını başarıya götürmek olarak belirlenmiştir. Devlet, tepeden tırnağa bu mantık üzerine inşa edilmiştir. Ancak Kürtler coğrafyanın en eski ve köklü halkların başında gelmektedir. Aryenik toplumların kültürel anlamdaki kök hücre halkıdır. Ayrıca bölgedeki en büyük nüfusa ve aşılmaz dağlık bir coğrafyaya sahiptir. Dolayısıyla böyle bir halkı soykırıma uğratmak için klasik yöntemler yetmeyecektir. Bu yüzden egemenler tüm hünerlerini kullanarak özel savaşı hayata geçirmiş, akla hayale gelmez yöntemlerle Kürt soykırımını gerçekleştirmek için hareket etmişlerdir.
Kültürel hırsızlık
1925 yılında hazırlanıp yürürlüğe konulan ŞARK ISLAHAT PLANI ve diğer ek yasalar bir Kürt soykırım planı olarak devreye konulmuştur. Bu planda fiziki yok etmeden ziyade; bir ulusu ulus yapan tüm değerlerin topyekün imhası ve dejenere edilerek bir hiç derekesine düşürülmesi hedeflenmiştir. Amaç Kürt ve Kürdistan adına hiçbir şey bırakmamak, her şeyi Türkleştirmektir. Bu amaçla Türk devleti Kürdistan’ı adeta bir laboratuvar, Kürtleri de bir denek olarak ele almıştır. Bu halkın ne kadarı ve hangi tarafları kesip atılmalı, neyinden faydalanılmalı, hangi tarafları dönüştürülmeli… Bu temelde Kürt dili yasaklanmış ama Kürtçe kelimeler Türkçe denilerek kullanıma sunulmuştur. Kürt yoktur, tarihi yoktur denilmiş ancak Kürt tarihinin en temel şahsiyetleri ünlü Türk şahsiyetler olarak tanıtılmıştır. Kürtçe ezgiler, şarkılar bir anda Türk halk müziği olmuş, Kürt halk hikayeleri Türk halk hikayeleri olmuştur. Geleneksel giysilerden yöresel yemeklere kadar her şey çalınmıştır. Kürt govendi Türk halayı yapılmaya çalışılmış, çocuk oyunları Türklerin oyunları haline getirilmiştir. Kürt inanç ve bayramları, ritüeller, masallar, fabllar, halk deyişleri, atasözleri, bilmeceler, tekerlemeler, mitolojiler, örfler-adetler, ekonomik-ticari terimler… Kısacası bir halkın yaşamına dair ne varsa Türkleştirilip çalınmıştır. Türkleştirilen veya Türke hizmete koşturulan sadece bunlarla sınırlı değildir. Kürt insanının kendisi modern bir köle olarak en ağır işlerde çalıştırılmış, söz konusu vatan Kürdün alın teriyle ihya ve abad olmuştur. İnşaattan tarım işçiliğine, hamallıktan hizmetçiliğe ne kadar kol gücü gerektiren iş varsa çoğunlukla Kürtler koşturulmuş, bu anlamda da Kürtlerden faydalanılmıştır. Özcesi Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürtler fiziki olarak her yerdedir, her iştedir, en büyük emek sahibidir ancak hiçbir şey kendi adına ve kendisi için değildir. Soykırım temelinde yürütülen özel savaş öyle bir düzeye vardırılmıştır ki; Kürde ait en ufak bir özellik, bir bilinç, bir duygu ve ruh bile bırakılmamıştır. Kürtlük hukukta yeri olmayan bir olgudan da öte bir hayal haline getirilmiştir. Özel savaş rejimi Kürdü tanınmaz duruma gelmiş bir nesne haline getirmiştir. Önder Apo öncülüğünde gelişen Kürt Özgürlük Hareketi’nin doğuş yıllarında Kürtler ve Kürdistan için durum tam da böyledir.
Önder Apo öncülüğünde yürütülen 53 yıllık özgürlük mücadelesi bu kapanı kırmış, artık Kürt ve Kürdistan inkar edilemez gerçekler haline gelmiştir. Günümüzde sömürgecilerin ayak diremesine rağmen Kürtler ve Kürdistan artık dünya tarafından özgün bir varlık olarak ele alınmakta ve öyle yaklaşılmaktadır. En son Devlet Bahçeli gibi bir kişiliğin Kürt varlığını dile getirmiş olması sömürgeciler cephesinde bile -dilde de olsa- bir kabullenmenin geliştiğini göstermektedir. Ancak mücadele hâlâ tüm şiddetiyle devam etmektedir. Çünkü sömürgeciler Kürtleri hâlâ bağımsız bir ulus ve coğrafyanın asli bir öğesi olarak kabul etmemektedir. Kürdistan’da yürütülen sömürgeciliğin farklı olması yürütülen savaşın ve ona karşı geliştirilen mücadelenin de farklı olmasına yol açmıştır. Saldırı normal ve klasik değil, mücadele de normal ve klasik değildir. Türk özel savaş rejiminin bahsettiğimiz karakterine karşı, yokluktan yaratan bir Önderlik ve PKK tarzı destansı bir hareket ile yanıt verilmiştir.
53 yıllık soluk soluğa mücadele, büyük bedeller ve halklaşma
Çok açık ki başka hiçbir Önderlik ve parti Kürtleri ve Kürdistan’ı tekrardan diriltemez, ayağa kaldıramaz ve savaştıramazdı. 53 yıllık Apocu mücadele Önder Apo’nun deyimiyle iğneyle kuyu kazarcasına ve soluk soluğa bir tarzda yürütülmüş, büyük bedeller verilmiş, acılar ve işkenceler çekilmiş; ancak bunun yanı sıra yeni bir Kürt duygusu, Kürt ruhu, Kürt aklı, Kürt siyaseti ve felsefesi, tarihe mal olan destansı bir direniş geleneği kazanılmıştır. Apocu çıkış; binlerce yıldan beri Kürtten çalınanların yeniden ve çok daha sağlamca kazanılması hareketi olmuştur. Apocu çıkış Kürtten çalınanı tekrardan kazanmakla kalmamış; ayrıca çalınan kadını, çalınan genci, çalınan insanlık emeklerini ve değerlerini yeniden hatırlama ve kazanma hareketi olmuştur. Apoculuk işte bu duygu ve bilinçle 53 yıl boyunca direnmiş, yaratmış, yenilmemiş; tam tersine her gün daha da büyüyerek halklaşmıştır. Hareketin halklaşması Türk devletini çok daha kapsamlı tedbirler almaya yöneltmiştir. Çünkü halklaşan bir hareketin sadece gerillasıyla mücadele etmek boş bir çabadan ibaret olmaktadır. Bu yüzden Türk devleti klasik savaş yöntemleriyle hareketi tasfiye edemeyeceğini anlayınca özel savaş yöntemlerine başvurmuştur. Özellikle 90’lardan beri ayağa kalkıp örgütlülüğünü geliştiren halka karşı çok yoğun özel savaş saldırıları devreye girmiştir. 90’ların JİTEM, Hizbullah, koruculuk, suikastler, köy boşaltma ve yakmaları, katliamlar vb. uygulamaları bu savaş kapsamında geliştirilmiştir. Ancak tüm bunlara rağmen ne halk hareketten uzaklaşıp dağılmış ne de gerilla tasfiye edilebilmiştir.
Türk devletinin son yüzyıl boyunca Şark Islahat Planı çerçevesinde uyguladığı özel savaşı ana hatlarıyla ifade ettik. Devletin temel amacını dile getirdik ki bu da nihayetinde Kürt soykırımıdır. Kürt soykırım planı daimdir, ancak zamana ve mekana göre yeniden uyarlanarak devam ettirilir. Ana hedefin kadın ve gençlik olması meselenin doğası gereğidir. Çünkü kadın ve gençlik toplumun en aktif özneleridir. Özellikle de Kürt Özgürlük Hareketi’nde en temel öncü güçlerdir.
Bu minvalde günümüze baktığımızda, Türk devletinin Kürt gençliğine karşı uyguladığı özel savaş kapsamlı ve derinliklidir. Devletin özel savaş yöntemiyle temelde amaçladığı şey Kürt gençliğini mücadele bilincinden ve iradesinden uzaklaştırıp düşürmektir. Gençlik öyle bir konuma getirilmek isteniyor ki, hiçbir şekilde ulusal bilince sahip olmasın, kimliğine sahip çıkmasın ve bunun mücadelesini vermesin. Bu yönelimlere karşı, Önder Apo’nun başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin de verdiği güçle Bakur ve Türkiye’de son süreçte önemli bir hamle başlamıştır. Gençlik öncülüğünde “ŞİYAR BE” şiarıyla uyuşturucuyla mücadele platformları oluşturulmuş ve eylemsellikler yoğunlaşmıştır. Şimdiden hamlenin etkisini gösterdiği görülmektedir. Sokak ve meydanlarda özel savaşa karşı belli ölçüde bir refleks gelişmiştir. Sadece yürüyüşler değil, bilinçlendirme amaçlı seminer vb. etkinlikler de yapılmaktadır. Kent demokratik kitle örgütlerinin belli ölçüde bu mücadeleyi ortak yürütmesi hamlenin başarısı için önemli olmuştur. Fakat kampanyanın eksik yanı; bir iki şehir ile sınırlı kalmasıdır. Oysa uyuşturucu sorunu tüm Bakur ve Türkiye’nin sorunudur. Bunun yanı sıra uyuşturucuyla mücadele edilirken bu çarka bulaşmış gençlere alternatif yaşam alanları sunmak oldukça önemlidir. Bu konuda özellikle Amed’de belli gençlik kültür ve aydınlanma kurumları öncülüğünde çalışmalar söz konusudur. Gençlik hareketinin bu kurumlar öncülüğünde gençlik komünleşmelerine ağırlık vermesi, bu konuda özel savaşın yönelimlerini boşa çıkarması oldukça önemlidir. Önümüzdeki dönem kampanya kapsamında bu tarz eylem ve etkinliklerin artarak devam edeceği görülmektedir.
Fakat özel savaş uyuşturucuyla sınırlı değildir. Yazının akışında da görüleceği üzere Türk devletinin özel savaşı kapsamlıdır. Devletin bu temelde kullandığı araçları ve özel savaşın uygulandığı alanları şu şekilde sıralanabilir;
* Asimilasyon, en çok mesainin harcandığı ve gençliğin hedef alındığı özel savaş uygulaması olmaktadır. Eğitim sistemi tamamen gençliği bilinçten özellikle de ulusal bilinçten uzaklaştırma ve bilinci yok etme üzerine inşa edilmiştir. Okullardaki beyin yıkama ve bilinçsizleştirme faaliyeti her türlü duygu-düşünce asimilasyonunun merkezi konumundadır. Burada gençliğe ama özellikle de Kürt gençliğine negatif anlamda muazzam bir dizayn verilir. Asimilasyon öyle derindir ki, işe kreşlerden başlanır. Kreşlerle başta Türk dili olmak üzere Kürde ait olmayan ne kadar temel şey varsa burada öğretilir. Artık aile ortamı, kültürü ve ana faktörü devreden çıkmıştır. Kreşten sonra gelen anaokul, ilkokul vb. okul sistemleri asimilasyonu katmerleştirerek devam ettirir. Bireyin öğrenmeye en açık yaşlarında beyni, yüreği, ruhu, davranışı, üslubu, yaşama bakışı kısacası her şeyi, Kürde ait olmayan Türke ait olan argümanlarla günlük olarak karaktere işlenir.
* Gençliğe yönelik bir diğer özel savaş yöntemi ve alanı ise liberal-bireyci-nihilist bir gençlik inşasıdır. Bu tarz bir yönelim Türk ulus devletinin değil de daha çok kapitalist modernitenin topluma yönelik genel bir saldırısı olarak değerlendirilir. Kuşkusuz toplumu yok edip bireyciliği şahlandırmak kapitalist ideolojinin yani liberalizmin temel saldırı biçimidir. Fakat söz konusu Kürtler, Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt gençliği olduğunda; Türk devleti özel savaşının liberalist-bireyci saldırısı hem nitelik hem de kapsam açısından özgünlükler taşır. Çünkü Kürt halkı 53 yıllık mücadelesini komünal-kolektif bir form kazanarak bugüne kadar getirmiştir. Örgüt denilen olgu esasında komünalliktir. Önder Apo ‘Kürdistan’da örgüt olmadan yaprak bile kıpırdamaz’ belirlemesinde bulunmuştur. Dolayısıyla özel savaşın en büyük pratik amaçlarından biri örgütlülüğü dağıtmaktır. Örgütlülüğü dağıtmanın en temel ve ilk adımı zihinlerde ve duyguda örgüt-örgütlenme bilincini, merakını ve isteğini yok etmektir. Komünal bir birey kolay örgütlenir, kolektiftir, çevresine karşı sorumludur ve olan biten şeyleri kendine dert eder. Bireyci değildir. Sadece kendini ve rahatını düşünmez. Acı ve sevinçleri sadece kendisi için duyumsamaz; etrafındaki insanların da acı ve sevinçlerine ortak olur. Dolayısıyla komünal bir Kürt gencinin ilk yapacağı şey kendi halkına yapılanları fark edip hızlıca harekete geçmesi olacaktır. Bunun olmaması için Kürt gençliğini kendi gerçeğinden uzak, bireyci hale getirmek özel savaşın temel amacıdır. Türk devleti neredeyse bin yoldan bunu gerçekleştirir. Kürdistan’daki tüm devlet kurumları Kürt gencini toplumsal gerçeğinden koparmak ve bireycileştirmek için adeta seferber edilmişlerdir. Bireycilik özellikle Kürt gençleri söz konusu olduğunda sürekli teşvik edilir. Propagandası yapılır. ‘Milletine faydalı olmak istiyorsan kendi işine bak, hayatına bak’ tarzı öğütler hep Kürt gençleri için kullanılır. Müzik ve özellikle de arabesk müzik nihilist ve bireyci bir yaşamı sürekli pompalar. Tüm reklam, film-dizi, sanal medya ve popüler kültür araçlarının Kürt gençleri söz konusu olduğunda bir de böylesi bir amacı vardır. Komünalite hep karalanır ve gözden düşürülür. Örgüt, örgütlenme gibi kavramlar adeta öcüleştirilir. “Milletin derdiyle uğraşacağıma…” tarzında başlayan cümleler alır başını gider ve bir yaşam tarzı haline gelir. Oysaki insan komünaliteyle insandır. Sonuç olarak; Kürt gençlerine dönük en büyük özel savaş saldırılarından biri de işte bu bireycileştirme-nihilistleştirme saldırılarıdır. Onları komünden koparıp etkisizleştirmektir.
* Özel savaşın Kürt gençlerine dönük ekonomi alanındaki saldırısı ara ara gözden kaçan bir durumdur. Oysaki Kürt gençlerini en çok esir alan, bireycileştiren ve sonuçta mücadele edemez hale getiren saldırıların en başatlarındandır. Ekonomi kapitalist sistemin ve ulus devletin tahakkümünde olduğu için esasında komünal bir alanken tam tersine Kürt gençlerini komünaliteden, örgütlenmeden ve dolayısıyla mücadeleden düşüren bir silaha dönüşür. Egemenlerin eski bir yöntemidir; ‘aç bırak, düşünmeye fırsat ve takat bulamasın, kendi derdine düşsün, açgözlü bir hale gelsin.’ Türk devleti özel savaşı o kadar profesyonel uygular ki; ülkenin her tarafı modern köleler biçimindeki Kürt işçilerle dolup taşar ama bu durum gündeme bile gelmez. Türkiyede işçi sınıfı denilen kesim aslında yüzde doksan Kürtlerden, Kürt gençlerinden oluşur. Güçlü alternatifler olmadığında bu durum bireyci bir kişiliği, ailecilik ideolojisini tahkim eder. Elbette tok olmak mücadele için kesin ve tek gerekli şey değildir. Ancak özel savaşın Kürt gençlerine dönük yürüttüğü ekonomik saldırının total etkisi, diğer özel savaş saldırılarıyla beraber devreye girdiğinde adeta genç-kırımı düzeyindedir.
* Popüler kültür de modernitenin gençlere dönük kullandığı silahlardan biridir. Özel savaş aygıtı bunu da Kürt gençliğini pasifize etmek için en yoğun biçimde uyarlar ve kullanır. Özellikle bazı kritik süreçlerde bunun nasıl yapıldığını daha iyi görüyoruz. 1980 darbesi sonrası yaygınlaştırılan popüler kültür direkt 68 gençliğini bitirmek amaçlıydı. 90’lar sonrası yoğunlaşan pop ve arabesk kültürü ise doğrudan Kürt gençlerini hedef alıyordu. Zaten arabeskçilerin çoğunun devşirme Kürtlerden çıkması bir tesadüften ziyade çok ince devreye konulan bir özel savaş saldırısıydı. Pavyonlarda her türlü ahlaksız yaşamları yaşayanların Kürt gençlerinin karşısına çıkartılıp yüceltilmesi bu minvalde olmuştur. Günümüzde de sözde sanat-spor adı altında saldırılar sürdürülmektedir. Bunun en somut örneği ‘Kültür Yolu Festivalleri’ adıyla ortaya konulan uygulamadır. Söz konusu Kültür Yolu Festivalleri Kürt gençliğini kültürsüzleştirme operasyonları olarak ele alınmalıdır. 90’larda olduğu gibi, Kürdistan’da savaşın en yoğun olduğu bu son 10 yılda bu tür programların yoğunlaştırılması kesinlikle bir özel savaş saldırısıdır.
* Psikolojik savaş, özel savaşın bir diğer yöntemidir. Özellikle medya araçları yoluyla toplum sürekli psikolojik savaş bombardımanına tutulur. Temel amaç toplumun ve özellikle de gençliğin mücadele direncini kırmaktır. Sürekli öne çıkartılan yayınlarda mücadelenin gerilediği, bittiği, artık mücadele etmenin gereksiz olduğu fikri beyinlere yerleştirilmeye çalışılarak umutsuzluk yaratılmaya çalışılır. Mücadeleye karşı güvensizlik yaratılmaya çalışılır. Kafaları karıştırıp gençliği etkisiz bırakmak yine psikolojik savaşın taktiğidir. Özcesi Kürt gençliğini mücadelesiz bırakmak için her türlü psikolojik saldırı yapılır.
* Özel savaşın bir de temelde gençleri hedefleyen siyasal operasyonları vardır. Burda amaç gençleri Kürt Özgürlük Hareketi’nin yarattığı değerlere karşı dolduruşa getirmek, değerleri gençlerin gözünde değersizleştirmektir. Özellikle yurtsever Kürt gençliğinin yıllardan beri kendisi için vazgeçilmez kıldığı ve yaşam rehberi olarak ele aldığı Önder Apo, şehitler ve PKK gerçekliğini gözden düşürmek amacıyla çok yoğun bir özel savaşın devrede olduğu görülmektedir. Bu da Kürt gençliğinin ulusal duyguları istismar edilerek yapılmaktadır. Şüphesiz Apocu hareket ve felsefesi; kendi ulusunu diğer uluslardan üstün gören, başka halklara saygısı olmayan ve aynı zamanda kadın düşmanı ataerkil bir ideoloji olan milliyetçi ideolojiyi kabul etmemektedir. Özel savaş dairesi tarafından görevlendirilen, sanal medyada halkın duygularıyla oynayan ve halkı etkilemek isteyen politikalar yürütülmektedir. Özel savaşın son dönemlerde özellikle gençleri önceleyerek yürüttüğü bu siyasal operasyonu anlamak önemlidir.
* Uyuşturucu kullanımının gençler arasında yaygınlaştırılması en bilindik özel savaş yöntemlerinden birisidir. Uyuşturucu sadece fiziksel olarak gençliği yaşamdan koparmak olarak anlaşılmamalıdır. Esasında bir habitat olarak ele alınmalıdır. Bu ortam nihilizmin doruk yaptığı bir ortamdır. Lümpenliğin, amaçsızlığın örgütlendiği alandır. Gençlik enerjisi bu ortamlarda tüketilir. Öyle bir habitattır ki; içine giren genci çevresiyle beraber bu bataklığa çeker. Genç, fiziksel olarak etkisizleştiği gibi ailesi de birçok psikolojik sorun girdabına girer. Toplumda şiddet çoğalır ve insanlar birbirine düşer. Uyuşturucuya bulaşan bir gencin özgür bir toplum ve özgür bir yaşam için mücadele edemeyeceğini söylemeye gerek bile yoktur. Bu yüzden sistem Kürdistan’ın yurtsever gençlerini en çok uyuşturucuyla vurur. Uyuşturucu en kestirme ve en kesin yoldur sistem için. Hedeflediği genci direkt yaşamdan düşürür ve bizzat onu sorun haline getirir. Meselenin parasal yönü apayrı bir sorundur. Özcesi, uyuşturucuyu yaygınlaştırma faaliyeti Özel Harp Dairesi’nin özenle geliştirdiği faaliyetlerin başında gelir.
* Fuhuş bir başka özel savaş faaliyetidir. Kürdistan’da ve tüm dünyada Jin Jiyan Azadî şiarıyla örgütlenen Kadın Özgürlük Paradigması ataerkil sistemi oldukça korkutmaktadır. Dolayısıyla kadının düşürülerek kadın şahsında toplumun düşürülmesi hedeflenir. Kürdistan’da özellikle de genç kadınlara hedefte olmaktadır. Bu temelde özel savaş dairesi birçok fuhuş şebekesi oluşturmuştur. Bunların bir kısmı deşifre olmuştur ancak bunların buz dağının görünen kısımları olduğu açıktır. Fuhuş da uyuşturucu gibi direkt yaşamdan koparmanın bir yoludur. Ancak etkileri bakımından çok daha feci ve toplumu çürüten bir yanı vardır. Toplumu yozlaştırmanın ve ahlaki olarak çökertmenin en sinsi biçimidir. Fuhuş, tek tek birey yaşamlarını bitirdiği gibi toplumu yozlaştırmaya açan, ahlaksızlığı normalleştirerek çürüten bir saldırıdır. Psikolojik olarak da toplumun onurunu zedeleyerek toplumun kendine güvenmemesine, aşağılık kompleksine kapılmasına yol açar.
* Ajanlaştırma direkt mücadele eden gençlik kesimini hedef alan özel savaş yöntemidir. Gençleri düşürüp mücadeleye karşıt hale getirdiği gibi, güven ortamını da alt üst eder. Örgütlü ortam için bir zehirdir. Safların bu şekilde dağıtılması hedeflenir. Bu saldırının da sosyal ilişkiler anlamında verdiği zarar oldukça fazladır. Tüm bir yaşama, tüm bir aileye, bir örgüte mal olabilir.
* Çeteleşme, özellikle son dönemlerde Kürt gençliğini hedef alan en yoğun özel savaş saldırılarından birisidir. Yoğun savaş ortamının getirdiği toplumsal alandaki belli boşluklar özel savaş dairesi tarafından değerlendirilmiş ve çeteleşmelerin önü açılmıştır. Dahası özel savaş elemanları bu tür oluşumların başını çekmiştir. Enerjisi yüksek Kürt gençliği bu çete gruplarına dahil edilerek mücadeleye katılmaları engellenmek istenmektedir. Özellikle de Kürt çete grupları palazlandırılmış ve bu yolla Kürt gençlerinin odağı oraya çekilmiştir. Toplumda bir yarılma da böylece oluşturulmuştur.
Topyekün asimilasyon saldırıları
Görüldüğü üzere Türk devletinin özel savaş saldırısı topyekün saldırı biçimindedir. Özel savaş dairesi yaşamın sadece bir kulvarında saldırmamaktadır. Yaşamın her anına ve her alanında topyekün bir yönelim söz konusudur. Dışarıdan kabaca Kürdistan’a ve Kürdistan gençliğine bakıldığında görülen tablo komplike bir sorunlar yumağını andırmaktadır. Öncelikle dilsiz, tarihsiz, kültürsüz bırakılmış, asimilasyonu alabildiğine yaşayan büyük bir gençlik kitlesi göze çarpmaktadır. Diğer yandan bu gençliğin büyük bir bölümü liberalizmin bireyci ideolojisinin yoğun etkisi altındadır. Yine gençliğin bir kısmı popüler kültüre oldukça kendini kaptırmış; bazısı sanat adı altında bazısı spor adı altında özel savaşa hizmet etmektedir. Bazı Kürt gençleri ekonomik sorunlardan dolayı başını kaldıramazken, bir kısmı uyuşturucu batağında debelenmektedir. Bazı gençler çetelerin pençesine düşmüştür. Bazıları fuhuş ağlarına takılmış kendini kurtaramamaktadır. Bazısı ajanlaşıp kendi karşıtına dönüşmüştür. Siyasetle ilgilenenlerin bir bölümü ise özel savaşın siyasal-psikolojik saldırıları sonucunda kafası karıştırılmaya çalışılmaktadır. Topyekün saldırı ve komplike sorun derken kastedilen bu tablodur.
Mücadele yöntemleri ne olmalı?
Peki özel savaşa karşı nasıl ve hangi yöntemlerle mücadele edilmelidir? Bu sorunun bazı yanıtları yazının akışı içerisinde vardır. Ancak bazı yeni şeyler ekleyerek ve maddeler halinde sıralarsak şunları diyebiliriz;
* Özel savaşla mücadele ederken ilk yapılması gereken; Türk devlet gerçeğinin ve özel savaşının iyice tanınıp anlaşılmasıdır. Bunun için Türk devleti özel savaş tarihinin iyice anlaşılıp bilince çıkarılması gerekir.
* Yüzyıllık Türk devlet özel savaşının anlaşılması kadar son yüzyılın Kürt gerçeği de anlaşılmalıdır. Özellikle Şark Islahat Planı’nın ne anlama geldiği üzerinde durulmalıdır. Kültürel soykırım altında, sömürge durumunda olan bir halk ve gençliği olduğumuz akıldan çıkarılmamalıdır. Ancak günümüz itibariyle güçlü bir Önderliğe yani güçlü bir Kürt aklı ve stratejisine, bu Kürt aklı temelinde örgütlenmiş fedai hareketine, onun binlerce yurtseveri ve politikleşmiş milyonlarca halkına sahip olduğumuzu da unutmayalım. Bu özgüven ve iradeyle mücadele edilmesi gerekir.
* Özel savaş, topyekün ve yaşamın her anında ve her alanında saldırıyorsa; cevap da aynı şekilde olmak durumundadır. Tek boyutlu, sadece tek bir alanla sınırlı bir mücadele gençliğin çok az bir kısmını özel savaşın pençesinden kurtaracaktır. Genelde özel savaş denince aklımıza ilk elden uyuşturucu-fuhuş gelmektedir. Elbette ki uyuşturucu ve fuhuşla mücadele önemlidir, görünürdür ve pratik karşılığı vardır. Ancak asimilasyonun uyuşturucudan onlarca kat daha fazla zarar verdiğini hangimiz reddedebiliriz? Liberal-bireyci saldırıların, popüler kültürün 24 saatlik zihniyet bombardımanlarını görmezden gelebilir miyiz? Amed gençliği daha çok uyuşturucu madde etkisinde midir yoksa çok yakıcı bir asimilasyon pençesinde midir? Bunların cevabı nettir. Öyleyse yapılacak şey hiçbir saldırının karşılıksız kalmamasıdır. Her saldırıya bir cevap, her cepheye bir mevzi temel yaklaşım olmalıdır. Bu temelde; en yakıcı sorun olan gençliğe dönük dil-tarih-kültür-kimlik asimilasyonuna karşı, dil-tarih-kültür çalışmalarına ağırlık verilmelidir. Kurumlar oluşturulmalı ve bu alanlarda yoğun komünleşmelere gidilmelidir.
* Liberalizm(bireycilik), nihilizm, komünaliteden kopmaya götüren özel savaşa karşı; komünaliteyi, arkadaşlığı, yoldaşlığı, topluluk bilincini geliştiren komün anlayışı geliştirilebilir. Bunun için de her türlü sosyal komünler, dayanışma ağları inşa edilebilir. Komünün kolektiviteden kaynaklanan gücünün pratikte kanıtlanıp gösterilmesi her türlü bireyciliği ve nihilizmi yenebilecektir. Apocu Hareket tarihi bunun örnekleriyle doludur.
* Toplumun en büyük özsavunması toplumun kendisidir düsturuyla hareket edilmeli ancak bunun ahlaki-politik bir toplumla mümkün olduğu unutulmamalıdır. Ahlaki-politik toplumun somuttaki karşılığı ise komünleşen toplumdur. Elbette bu noktada da gençliğin öncülük misyonu belirleyicidir.
Sonuç olarak; özel savaşın her alandaki saldırısına karşılık, o alanda komünleşmelere gitmek en büyük cevap olacaktır. Bu da Önder Apo’nun pozitif inşa dediği tarz ve zihniyetle mümkündür. Unutulmamalıdır ki; saldırı büyüktür, ancak gençliğin bitmez tükenmez arayışı da büyümüştür. Gençlik enerjisi akacak bir yer aramaktadır. Bu yer kesinlikle her tarafı bir ağ gibi sarıp sarmalayan gençlik komünleri olmalıdır.