EGÎD GERÇEĞİ VE PRATİĞİ YOL GÖSTERİYOR

Duran Kalkan

ekleyen Komînal

Nasıl ki Ulusal Kurtuluş Savaşı sürecinin, gerillayı yaratma sürecinin doğru bilince çıkartılmasını ve pratikleşmesini Egîd gerçeği temsil ettiyse, onun bu özelliklerini edindiğimiz ölçüde biz de bu yeni değişim-değişim sürecinin, demokratik entegrasyon görev ve sorumluluklarını bilince doğru çıkartacağız ve başarıyla uygulayacağız.

 

Önder Apo, Egîd’i, ‘bir halkı beynine, yüreğine sığdırmayı başaran kişilik’ ve ‘şehitler şehidi’ olarak ifade etti. 40 yıldır gerilla hareketimiz, ordulaşmamız Egîd arkadaşın adıyla oldu, komutasında gerçekleşti. Doğru yol ona bakarak bulundu; cesaret ondan alındı, fedakarlık ondan öğrenildi. Kürt yiğitliğinin güncellenmesinde sembol haline geldi.

Şehadetinin 40. yıldönümünde ölümsüz komutanımız, ulusal kahramanımız Egîd yoldaşı saygı sevgi ve minnetle anıyoruz.

Egîd arkadaşın şehadeti üzerinden 40 yıl gibi uzun bir zaman geçti, fakat anısı, ilkeleri hala yaşıyor, yaşatıyor ve yol gösteriyor. Önder Apo böyle kişilikler için “ölümden bahsetmek ne kelime” dedi. Yaşarken ölümsüzlüğü yaratmayı başaranlardan, gerçekleştirenlerden oluyor. Bu da kendisini toplumla, halkla bütünleştirmekle bağlantılıdır. Ölümsüzlük toplumsal varlıkta gerçekleşiyor, sürüyor. Bu anlamda Önder Apo “bir halkı beynine, yüreğine sığdırmayı başaran kişilik” olarak ifade etti ve “şehitler şehidi” dedi. 40 yıldır gerilla hareketimiz, ordulaşmamız Egîd arkadaşın ismiyle oldu, komutasında gerçekleşti. Bütün faaliyetler onun komutasında Egîd’in anısına yürütüldü. Doğru yol ona bakarak bulundu, cesaret ondan alındı, fedakarlık ondan öğrenildi. Kürt yiğitliğinin güncellenmesinde sembol haline geldi. Dolayısıyla gerilla komutanı, ulusal kahraman olarak ilan edildi, kararlaştırıldı.

Şehadet günü 28 Mart ‘Ulusal Kahramanlık Günü’ olarak belirlendi, 40 yıldır böyle anılıyor. Esas olarak da Egîd çizgisinde bir eleştiri-özeleştiri, kendini yenileme günü oluyor, Egîdleşme günü de diyebiliriz. Bir bütün hareket olarak, gerilla olarak, halk olarak, kadın-gençlik hareketlerimiz olarak hep böyle bir çizgi temelinde yürüdük. Ne kadar başardık, ne kadar hata ve eksiklik yaşadık, kuşkusuz bu değerlendirme konusudur. Eleştiri-özeleştiriyle açığa çıkartılması ve düzeltilmesi gereken bir husustur. Fakat 40 yıldır direnme çizgisini, savaşma çizgisini, gerillalaşma çizgisini resmi olarak da fiili olarak da Egîd gerçeğinin temsil ettiği tartışma götürmez bir gerçektir. 40 yıldır en zor ortamlarda ayakta kalma, engelleri aşma gücünü en başta Egîd yoldaşın verdiği de tartışma götürmez bir husustur.

 

Egîd bir kahramanlık yürüyüşü

Kuşkusuz Mahsum Korkmaz (Egîd) kişiliği kendiliğinden ortaya çıkmadı, bir anda oluşmadı. Önderlik gerçeğinin en doğru ve en etkili temsil edenlerden biri kuşkusuz Egîd yoldaş oldu. Dolayısıyla bu kahramanlaşmanın, bir ulusal kahramanlık sembolü olarak Egîd gerçeğinin ortaya çıkışının Önderlik gerçeğiyle, Önderliksel çıkışla, Önderlik yürüyüşüyle kopmaz bağı var.

Egîdleşmeyi başlatan karar 1973 Newroz’unda Ankara Çubuk Barajı’nda verildi. Çıkış oydu, ilk ve başlangıç kararı böyle oluştu. Kahramanlık yürüyüşü bu toplantı ve karar temelinde başladı. Ülkeye dönüş, Kürdistan’a yürüyüş de 1976 başında Dikmen toplantısıyla verilen karardı. O da bu kahramanlık yürüyüşünde önemli bir dönemeci ifade etti. Hiçbir şeyin garantisi yoktu, hiçbir şey önceden hazırlanmış değildi. Her şey anı anına oluştu. Ne olacağı günlük yoğunlaşmayla, düşünce ve güçle belirlendi. Nitekim ülkeye dönüş kararı ve iradesi 1973 Newroz’undaki ilk adım kadar önemliydi. Yoksa ilk dönemeci aşamadan söz konusu başlangıç yok olup gidebilirdi, sapmaya uğrayabilirdi, yerinde sayabilir, dolayısıyla gelişme sağlayamayabilirdi.

 

Başlangıç, doğru tarih bilinci

Tarihi böyle arka arkaya sıralayıp ‘demek ki kolaylıkla oluyor’ sanmak büyük bir yanılgıdır. Tarih bilimine öyle yaklaşmamak gerekiyor. Aslında tarihi bir bilim olarak ele alamamak, anlayamamak, tarih bilinci oluşturamamak böyle yanılgılı yaklaşımdan kaynaklanıyor. Oysa ön açıcı ve aydınlatıcı olan; yaşamı anlamamıza yol açan, yarına biraz güçlü bakmamızı hazırlanmamızı sağlayan tek kaynak doğru tarih bilincidir. Şunu bilmeliyiz ki Önder Apo’nun tek güç kaynağı da tarih bilincidir. Nerede ve ne zaman yeni adım atmak gerektiyse, nerede sorunlarla karşılaşıp çözüm aradıysa tarihin derslerine doğru temelde baş vurmakta buldu.

Başlangıç, böyleydi…

Önder Apo, 1. Dünya Savaşı ardından “Kürdistan nasıl böyle bölündü, Kürtler nasıl yok sayıldı” sorusuna cevap bulabilmek için 19 ve 20. yüzyılda yazılmış Türkçeye çevrilmiş bütün kitapları en az birkaç sefer okudu ve inceledi. O tarihsel kesitlerin bütün özelliklerini sorguladı.

Kürtler ne yaşadı? Osmanlı’nın ve Ortadoğu’nun durumu neydi? Avrupa’daki ve Rusya’daki gelişmeler nasıldı? Osmanlı-İan çelişkileri çatışmaları neleri ifade ediyordu? Önder Apo Kürdistan’ın sömürge olduğu tespitine bir anda varmadı, Kürt gerçeğini öyle dar, yüzeysel, basit ele almadı. Çünkü ortaya çıkan durumu insanlık için tehlikeli bir olay olarak gördü. Böyle tehlikeli bir zihniyet ve siyaset nerede, nasıl, kimler tarafından geliştirilmiş, kim ne düzeyde böyle bir zihniyet ve siyasetin oluşmasında rol oynamış, bunları açığa çıkartmaya, anlamaya, öğrenmeye çalıştı. Hareketin temellerini atan adımın kararlılığını da ideolojik grubu ülkeye seferber-sevk etme, onlarca genci var olan yaşamından kopararak aslında sonu da fazla görünmeyen, ne olacağı tam bilinmeyen yeni bir yaşama yürüme kararlılığını, iradesini, sorumluluk duygusunu böyle bir tarih bilinciyle yarattı.

 

Apocu yöntem nedir?

Bugün de dikkat edilirse, farklı ülkelerde ve toplumlarda özgürlük, farklılıklara dayalı eşitlik ve kardeşlik için –genelde sosyalizm için– yürütülen mücadelenin, baştan bu yana büyük bir çabayla ve kararlılıkla bizzat kendileri tarafından yürütüp geliştirildiği halde, neden yeterli sonuçlara ulaşamadığı, neden zafer kazanamadığı ya da kazandığı zaferleri bile koruyamadığı sorusuna yine tarihe başvurarak cevap aradı. Bütün bu soruların altında yatan etken pratikteki zayıflık, yetersizlik, ürkeklik, çekingenlik, mücadelesizlik olmadı; tam tersine halklar, insanlık, en son Kürtler büyük bir cesaret, fedakarlıkla, kahramanlık çizgisinde milyonlarca şehitler vererek, yaşamlarını buna adayarak mücadele ettiler. Ama sonuç arzuladıkları, öngördükleri ve istedikleri gibi olmadı. Önder Apo bunun için “demek ki cesaret etme, mücadele etme, bedel ödemede bir eksiklik yoktur. Hatta yiğitlik var, kahramanlık var. Fakat buna rağmen istenen sonuç alınamamışsa demek ki düşüncede yanlışlıklar var; teorik tespitler yetersiz, hatalı; ideolojik duruşlar, ölçüler, hedefler, programlaştırma hatalı, stratejik-taktik eylem çizgilerinde yetersizlikler hatalar var. Bütün bunlar da tarihin derslerinin doğru çıkaramamaktan, daha doğrusu toplumsal sorunların kaynağını doğru ve yeterli bir düzeyde ortaya koyamamaktan kaynaklanıyor” dedi. İşte bu durumu giderebilmek için son manifestoyla yine tarihe başvurdu. Bugünün sorunlarının kaynağını tarihte aradı, çözüm yollarını da tarihi tecrübenin derslerine dayanarak ortaya çıkartmaya çalıştı. Hatta bilinen tarihin daha da ötesine gitti. Öyle ki Önderlik yerkürenin oluşumunu, insanlığın ortaya çıkışını, insan türünün varoluş tarzını yeniden daha doğru ve kesin bir biçimde inceleme ve tanımlamaya kadar tarihsel arayışını derinleştirdi. Şimdi herkes bundan yararlanmaya çalışıyor. Önderliğin bu tarih bilincinin aydınlatıcılığında kendi yolunu çizmeye yol almaya çaba harcıyor. Biz gücümüzü kesinlikle buradan alıyoruz. Başkaları da çeşitli biçimlerde duyan, öğrenen, gözleyip görebilen insanlarda bu gerçeğe ulaşmak ve güç almak için adeta çırpınıyor.

Son yıllarda gördük; Önderlik gerçeğini en güçlü sahiplenme uluslararası alanda aydın, siyasetçi, demokrat, kadın özgürlükçü, sosyalist kişi ve örgütlerden geldi. Bu güncel olarak da azalmıyor tam tersine artıyor. Bütün düşünce üreticilerinin gerçeği budur. Bir biçimde yöntem olarak böyle bir yol izliyorlar. Bu yolu ve yöntemi Önder Apo, 50 yılı aşan mücadelesi ve çalışması içerisinde herkesin başvurabileceği bir yöntem haline getirdi. ‘Apocu yöntem nedir’ denildiğinde ilk cevabı burada veriyoruz. Doğru ve gerçekçi bir tarih incelemesi, çareyi tarih bilincince bulma yaklaşımı, tarihin derslerini daha doğru ve yeterli çabası olarak rahatlıkla ifade edebiliyoruz. Bizi şimdiye kadar ayakta tutan, her dönemin zorluklarını aşmayı sağlatan kesinlikle bu bilinç, irade, iddia ve kararlı yürüyüştür. Bunu hiçbir zaman unutamayız ya da buna eksik, yetersiz yaklaşım gösteremeyiz. Bu yürüyüşün temelleri böyle atıldı, yöntemi bu biçimde gelişti.

 

PKK’nin gerçek sınavı zindanda verdi

Önemli bir kararlaşma süreci üçüncü adım diyebileceğimiz PKK’nin kuruluşuydu. Belki belli bir örgütlülük oluşmuş, eylem çizgisi ortaya çıkmıştı. Özellikle Hilvan Direnişi’nde somutlaşan ‘ajanlaşmış yapı kurum ve kişilere karşı devrimci şiddet temelinde mücadele’ çizgisi oluşmuştu, hızla yayılıyordu, gelişme sağlıyordu. PKK kuruluş toplantısı, Apocu hareketin PKK adını alması böyle bir yürüyüş içinde oldu ve onu devam ettirdi. Bir yönüyle bu da doğrudur ama öyle düz bir devam ettirme olmadı. O zamana kadar atılan adımları birleştiren, somutlaştıran, bir kimliğe kavuşturan dolayısıyla da daha dönülmez kılan partileşme adımı oldu, parti kararı oldu. PKK ilk sınavını Siverek’te vermek istedi ama o böyle bir adımı tam temsil etmedi. Gerçek sınavını 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesi karşısında büyük zindan direnişiyle verdi. Mazlumlar, Kemaller, Hayriler, Saralar öncülüğünde yürütülen direniş gerçekten de o zamana kadarki kararlaşma adımlarını fedai çizgisinde somutlaştıran bir kararlılık adımı oldu. Önderlik gerçeği, zindan direnişçilerinde somutlaştı. Kesinlikle zindan direniş kararlaşması Önderlik gerçeğine bağlılıkla gelişti. Fakat böyle karasevda bir bağlılık, fanatik bir bağlılık değil, Önderlik gerçeğini doğru anlama ve başarılı uygulama iradesi, bilinci, inancı temelindeki bir bağlılık oldu. Bütün bu süreçlerin kahramanları vardı. Önderliksel çıkışa kesinlikle Mahirler, Denizler, İbrahimler ruh verdiler, güç verdiler, irade verdiler. Önder Apo bu gerçeği hep ifade etti. Sezar’ın hakkını Sezar’a verme anlamında hep çıkış iradesinin neye dayalı ve nasıl gerçekleştiğini bu temelde tanımladı. Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin anılarını yaşatmak ve amaçlarını başarmak için böyle bir mücadele ve örgütlenmeye karar verdiğini net bir biçimde ortaya koydu.

 

Hilvan direnişi, halklaşma!

Ülkeye dönüşün, Kuzey Kürdistan’da örgüt olma adımlarını atışın sembolü Haki Karer yoldaştı. Hem böyle bir dönüşe, ülkedeki çalışmalara doğrudan öncülük etti hem de bu sürecin ilk büyük şehidi oldu. Önder Apo, parti olma güç ve iradesini bu şehadetten aldığını da her zaman ifade etti ve ‘PKK’nin Haki Karer’in anısının örgütlenmesi ve eylemli kılınması’ olduğunu her zaman söyledi. Partileşme kararlılığı, Hilvan Direnişi’yle o direnişin başta Halil Çavgun olmak üzere Salih Kandal, Cuma Tak gibi öncü şehitleriyle gerçekleşti. Zaten Önderlik kuruluş kongresinde, partileşmenin temel gerekçesi olarak Hilvan Direnişi’nin ortaya çıkardığı halklaşmayı gösterdi. Bir grubu bir kişi yönetebilirdi ve “şimdiye kadar ben bunu yapmaya çalıştım ama Hilvan Direnişi’yle hareketimiz bir halk hareketi haline geldi. Bu direnişle toplumun farklı kesimlerinden kadro ve taraftar buldu; silahlı direnişe girdi ve belli sonuçlar elde etti. “Böyle bir toplumsal hareketi ancak bir parti öncülüğü yürütebilir, yönetebilir” diyerek partileşme iradesini, kararlılığını ortay koydu. PKK adımı kesinlikle bu temelde atıldı. Zindan direniş kahramanlığı ise 12 Eylül faşist askeri rejiminin son bir hamleyle soykırımını başarıya götürme arayışını ve çabasına karşı ilerlemesi gereken mücadele çizgisinin ne olması gerektiğini belirleme, netleştirme, kararlaştırma ve uygulamasını başlatma adımıydı.

 

PKK zindanda direnmeseydi…

Mazlum Doğan Newroz’da, Ferhat Kurtay öncülüğündeki dörtler 18 Mayıs’ta eylemlerini yaptılar. Bütün bu direnişlerin temsili 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişinde somutlaştı. Bu direnişi başlatan, sonuca götüren olarak Hayri Durmuş yoldaş zindan direnişinin anlam ve öneminin ne olduğunu, ondan hangi sonucun çıkartılması gerektiğini daha baştan beri ifade etti. “12 Eylül faşist rejimine karşı Kürt varlığı ve özgürlüğü için mücadele etmek isteyen herkes eğer bir yalancı olmayacaksa silahlı direniş çizgisini esas almak durumundadır” dedi ve nasıl mücadele edilmesi gerektiğini ortaya koydu. Zindandaki direnişin hangi temelde olduğunu, neyi ifade ettiğini başlatan ve yürütenler net olarak gösterdi. Bu da 73 Newroz’undan başlayıp gelen kararlaşma adımlarının 12 Eylül darbesi sonrası yenilenmesi ve mücadelenin yol yöntemlerinin netçe belirlenmesi açısından temel bir adım ve kararlaşma oldu.

Gerillanın ülkeye dönüşü, Filistin-Lübnan sahasında gerillalaşma eğitimlerinin hazırlıklarının yapılması, Botan-Zagros hattında daha fazla somutlaşarak 15 Ağustos 1984 Eruh ve Şemdinli eylemleriyle başlayan gerilla hamlesi böyle bir sürecin son hamlesi olarak ortaya çıktı. Bu atılımı da Egîd yoldaş komuta etti ve yürüttü.

Şöyle diyebiliriz: 1973 Çubuk Barajı, ülkeye dönüş, partileşme adımı, zindan direnişin son halkası, yeni bir örgüt ve eylem biçimine dönüştüren adımı 15 Ağustos 1984 Gerilla Hamlesi oldu. Bu hamle Egîd gerçeğini ortaya çıkardı. Hamleyi Egîd yoldaşın büyük çabası ve öncülüğü yarattı. 15 Ağustos 1984 gerilla hamlesiyle bu kadar bütünleşen, iç içe geçen Egîd yoldaş oldu. Önder Apo, ’15 Ağustos Gerilla Atılımı’na cesaret etmenin ulusal direnişe, ulusal kahramanlık düzeyine dönüştürülmesi olduğunu’ ifade etti.

Kuşkusuz 15 Ağustos Gerilla Atılımı ondan önceki mücadelelerin hepsini temsil eden, pratiğe dönüştüren onları yaşatan, büyüten hamle oldu. 76’da ülkeye dönülemeseydi, Çubuk Barajı toplantısının hiçbir kalıcı sonucu olmazdı. Partileşme ortaya çıkartılmasaydı ülkeye dönüşün kalıcı etkisi olmazdı. 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı 1982 büyük zindan direnişi geliştirilemeseydi partileşme adımı sönüp giderdi. Nitekim 1970’li yıllarda -aslında 12 Mart 1971’den sonra- ilk temeli atılan grup, Apocu grup oldu. En son partileşme adımı atan, karar veren daha sonra öğrendik ki PKK olmuş. 1974 sonrası Ecevit-Erbakan affının yarattığı ortamda yeniden şekillenen birçok Kürdistani grup Apoculardan çok daha önce  kendilerine parti dediler. Bu gruplar 70’li yılların Kürdistan’daki en etkili örgütleriydiler. 12 Eylül darbesi ardından özellikle de zindanda direnemedikleri için yok oldular. Adları bile duyulmaz, bilinmez oldu. Eğer PKK zindanda direnemeseydi akıbetinin bunlardan çok farklı olacağını düşünmemek gerekiyor. Evet bir Önderlik gerçeği var fakat bu Önderlik gerçeği farklı dönemlerde atılması gereken adımların pratikte atılmasını sağlayarak şekillendi. Yoksa durduk yere olmadı. Evet ilk iki kelimeyi söylerken de duruşu, yürüyüşü, iddiası, iradesi Önderliksel çıkış temelindeydi. Fakat henüz bir iddiaydı, bir yöndü, bir yeni arayıştı. Mücadele edip edemeyeceği, mücadelede ayakta tutup tutamayacağı belli değildi. Bütün bu konulardaki belirginleşme, netleşme, her mücadele döneminde doğru mücadele edip ayakta kalmayı, gelişme sağlamayı bilmesiyle gerçekleşti.

İşte, Önderliksel gerçekleşme bu tarihsel adımların doğru ve başarılı atılması temelinde oluştu. Özellikle zindan direnişlerinin böyle tarihsel yürüyüşündeki belirleyici etkisini hiç gözardı etmemek gerek. Zindan her zaman sol-sosyalist hareketler tarafından temel bir denek taşı olarak değerlendirildi. Bir bireyin bir örgütün geleceğinin belirlenmesinde, zindandaki tavrı duruşu belirleyici etken olarak görüldü. Birey ya da örgütün devrimciliğinin temel ölçütü zindandaki tutumu olarak görüldü. Bu bakımdan Önderliksel yürüyüş kesintisiz yürüdüyse, 12 Mart darbesine karşı direnme iradesini, kararını verdiyse, gerillalaşma cesaretini ortaya çıkartabildiyse bunu kesinlikle zindan direnişi sağladı. O bakımdan Önder Apo, o direnişin başlatıcısı olan Mazlum Doğan’ı parti olarak tanımladı. 14 Temmuz direnişini parti çizgisinin tam ve doğru uygulanması, hayata geçirilmesi olarak adlandırdı. Kürt ulusal kahramanlık günü olan Newroz’u günümüze taşıyan, günümüzde canlandıran Çağdaş Kawa olarak zindan direnişini başlatan Mazlum Doğan’ı tanımladı.

İşte bu nedenle PKK, Newroz’dan 28 Mart’a, Mazlum Doğan şehadetinden Egîd yoldaşın şehadetine kadar uzanan süreyi Ulusal Kahramanlık Haftası ilan etti. Bu kahramanlık çizgisini gerillada hayata geçirmeye öncülük eden kişilik olarak Mahsum Korkmaz’ı da ulusal kahramanlar olarak tanımladı.

 

‘Şehitler şehidi’ Egîd yoldaş

Şunu görmek gerekiyor: Zindanda direnmek, sonrası açısından belirleyici bir etkendi. Fakat zindan direnişi doğru anlaşılmaz ve yeterli düzeyde pratikleştirilmezse öyle zafer kazanacak, düşmanı fiili olarak yenecek bir özelliğe de sahip değildi. O nedenle, 82 Zindan Direnişi’nin ideolojik direnme ve başarısını da ideolojik zafer olarak tanımladı. Doğruyu, çizgiyi, Önderlik bağlılığını ortaya koydu. Çok güçlü bir ideolojik duruş oldu. Ama dışarıda bu çizgi temsil edilmez, sahip çıkılmaz, örgüte ve eyleme dönüştürülmeseydi zindanda kalıp gitmeye de mahkumdu. Büyük bir iradeydi, başlangıçtı. Etkileme gücüydü ama pratiğin kendisi değildi. Bu pratiği Önder Apo’nun yurtdışı çalışmaları, gerilla hazırlıkları, ülkeye gerillayı sevk etme ve 15 Ağustos Gerilla Hamlesi’ni ortaya çıkartma kararlılığı sağladı. Böyle bir pratikleşmenin öncülüğünü, komutanlığını Egîd yoldaş yaptı. Onun için Önder Apo bütün bu süreci Kürtler açısından ulusal kahramanlık dönemi olarak tanımladı. Ulusal kahramanlık döneminin sembolü olarak da bütün bu süreçleri kendi şahsında somutlaştırarak onu gerillaya dönüştüren gerilla çizgisini yaratan ve ona komuta eden Egîd yoldaşı tanımladı. ‘Şehitler şehidi’ bu anlama geliyordu. Ulusal kahramanlık döneminin sembolü olduğunu ifade etti.

Şimdi 40 yıl sonra günümüz açısından buradan çıkartacağımız dersler nelerdir? Önderlik gerçeğini doğru anlama, doğru katılma ve uygulama nasıl oluyor? Belirttiğimiz bütün süreçlerdeki devrimci çalışmalardan bunu anlayabiliriz. En önemlisi de Egîd gerçeğinden çıkartabiliriz. Yüzlerce militan yurtdışında Lübnan-Filistin sahasında ideolojik-askeri olarak eğitildi, yüzlerce militan ülkeye sevk edildi. Fakat Önderlik çizgisinde gerilla yürüyüşüne öncülük eden bütün bu militanlar içerisinde hizmette, çabada, düşüncede ve pratikte birinci olarak sürece 15 Ağustos gerillacılığını ortaya çıkartan Egîd yoldaş öncülük etti.

1982 direnişini Mazlum Doğan başlattı. Kişilerin rolünü de görmek lazım, onu ifade etmek istiyoruz. Bu kişileri kuşkusuz böyle bir mücadele süreci ortaya çıkardı, hiçbir şey öyle kendiliğinden oluşmadı. Mücadeleye hamle yaptıran, yeni bir sürece taşıyan onu büyüten, yeni süreçleri yaratan da o sürecin öncüleri, komutanları oldu. İşte 15 Ağustos Atılımı Kürt tarihinde gerçekten de bir milattı. Bu adımı atabilmek öyle kolay değildi. Sonraki süreçlerde gelişen silahlı mücadelenin etkisine bakarak başlangıçta böyle kolay ve rahat olmuştu sanmayalım. Tersine isyan edilmiş ama isyanlar ezilmiş, sindirilmiş dört parçada kültürel soykırım altına alınmış bir gerçeklik vardı. Bir yandan kültürel soykırım ve asimilasyon en ileri düzeyde uygulanıyor diğer yandan isyanları kanla bastırmanın anıları Kürt insanının bilincinde, duygusunda her zaman bir korku, geri çekilme, ürküntü etkeni oluyordu. En açık soykırım yaşayan Dersimliler bu gerçeği çok net ifade ediyorlardı; “filan aşiretin iki bin silahı vardı, filan aşiretin üç bin silahı vardı, onlar devlete karşı bir şey yapamadılar… Birkaç öğrenci, birkaç kelime öğrenmişsiniz söylüyorsunuz ama elinizde bir tabancanız bile yok, bu devlete karşı ne yapabileceksiniz ki!” diyorlardı. Bir ünlü sözleri de şöyleydi: ‘Devlete karşı devlet, orduya karşı ordu gereklidir.’ Yani çivi çiviyi söker zihniyeti yaşadıkları soykırım sonucunda net olarak oluşmuştu. Böyle bir toplumsal psikoloji ve anlayış ortamında bütün bu mücadeleler, örgütlenmeler, direnişler 15 Ağustos 1984 Gerilla Hamlesi’ne dönüştü. Bütün bu etkileri en çok kıranlar, üzerinden atanlar, onların bilincine en derinden varanlar, o yapılanlara karşı bir intikam ruhu ve görevini kendi kişiliğinde somutlaştıranlar bu sürecin mücadelesine öncülük ettiler. Bunların başında da Egîd yoldaş geldi. Bu tarihsel süreci en iyi anlayan ve onun derslerini çıkartan, yüreğinde, beyninde somutlaştıran, mücadele iradesini en çok açığa çıkartan, bu temelde de Önder Apo çizgisini ve gerçeğini en iyi anlayan ve kararlılıkla uygulayan Egîd yoldaş oldu.

 

En az imkanla en zor mücadele

Ben Egîd yoldaşı tanıma, onunla birlikte mücadele etme onurunu yaşamış olan kişilerden biriyim. En azından gerçekleri, hakikatleri ortaya çıkarma açısından bir şahit denilebilir. ‘Egîd gerçeği neydi?’ daha yalın, daha yaşanmış haliyle ifade edebilirim. Bugün için bu derslere, bu kavrayışa hareketimizin çok büyük ihtiyacı var. Böyle bir değişim-dönüşüm, yeniden yapılanma sürecinde hem Önderliğe bağlılık hem Önderliği doğru anlama ve yaratıcı uygulamada tabi Egîd gerçeği son derece öğretici ve eğitici gerçekliktir. Ondan en doğru ve yeterli dersleri çıkartmak mümkün; çünkü o da bir dönemeçti.

Egîd yoldaş hepimiz gibi bir insandı. Böyle bir süreç içerisinde doğrularıyla yanlışlarıyla yürüyüp gelen; kendini eğiten, mücadele içerisinde kimliğini, kişiliğini bulmaya ve mücadeleye doğru ve etkili katılmaya çalışan militanlardan biriydi. Bu konularda metafizik yaklaşım çok fazla soyutluğu öne çıkarıyor. Tamı tamına bir insandı; ne eksik ne de fazlası olandı. Aklı olan, yüreği olan, duyarlı düşünen, yaşayan ama yaşamı anlamlandırmaya çalışan dolayısıyla doğru yaşamın ne olup olmadığını kendisine sorun yapan bir kişilikti. Böyle bir arayışta doğru yaşamın gerçeğini Önderlik hakikatinde gören, Önderliğe bilerek ve inanarak katılan, bağlanan bir kişilikti.

Hiçbir şey elinde hazır değildi. Her şeyi emek harcayarak, çabayla, mücadeleyle yarattı. İmkanları, fırsatları şimdikine göre en azdı, en az imkanla en zor mücadeleleri yürütme gücünü, cesaretini, fedakarlığını, iradesini ortaya çıkardı. Bunları sağlayacak bir yurtseverlik bilinci, özgür yaşam tutkusu ve arayışı vardı. Kürdistan’a dayatılanı asla kabul etmeyen, Önder Apo’nun Serxwebûn çıkışında belirttiği gibi “ondan utanç duyan”, bu duyguyu da bu durumu ortadan kaldırmak için büyük bir bilince, iradeye ve eyleme dönüştürmeyi bilen bir kişilikti.

Şunu anlamak gerekiyor: İsteyen ve çaba harcayan, mücadele eden doğru anlayışa ulaşıyor. Önderliği doğru ve yeterli bir düzeyde anlıyor, başarılı bir biçimde uygulamayı da biliyor. ‘Olmuyor’ dememek lazım. Önderlik ve PKK gerçeği pratikte denenmiş yaşanmış bir hakikati temsil ediyor. Sadece bir ütopya değil; bir teori değil, bir niyet ya da özlem değil, bir yaşanmış hakikat ve gerçekliktir. Önderliği doğru anlama ve başarılı uygulama böyle bir gerçekliktir.

 

Egîd çizgisi bizi yürüten en temel hakikattir

15 Ağustos Kahramanlık Atılımı’nın sembolü Egîd gerçeğini böyle anlamak lazım. Başkaları ne yapıyor ona bakmadı ‘Başkaları yapsın, ben de onlarla birlikte yürüyeyim’ demedi. Önderlik gerçeğine baktı; Önder Apo ne yapmak istiyor, Apocu militan olabilmek için neler yapmak ve nasıl yaşamak gerekli sorusunu kendisine sordu cevabını buldu ve yürüdü. Apocu militanlık budur. Apocu komünalist hareketin içinde olmak, mensubu olmak böyle gerçekleşir. Komünalist yoldaşlık hareketin mensubu haline gelebilmek onun doğru katılanı olmak böyle gerçekleşiyor. Egîd çizgisi, günümüze yön veren, ölçülerimizi belirleyen, bizi yürüten en temel hakikattir. Egîd gerçeği hiçbir şey hazırda yokken, hiçbir şey net değilken, ne yapılacağı bilinmezken ortaya çıkan bir gerçekliktir. ‘Tecrübe yoktu, kimse bana söylemedi’ diyemeyiz. Eğer öyle diyeceksek o zaman Egîd arkadaş böyle bir yürüyüşü gerçekleştirirken hiçbir tecrübesi yoktu. Kimse ‘şöyle yapılacak’ diye söylemedi. Tecrübeyi de kendisi yarattı, ne yapılacağını da nasıl yapılacağını da kendisi buldu. Demek ki insan isterse, katılırsa bunu yapabiliyor, böyle yürüyebiliyor. Bunun en somut kanıtı ya da kanıtlarından biri Egîd gerçeğidir.

 

‘Geçmişte kaldı’ dememek lazım

Her şeyden önce bu kırkıncı yıl dönümünde geriye dönüp ‘kırk yılın dersleri nasıl çıkartılır’ diye sorarsak, bu gerçekliği böyle temsil etmemiz lazım. Hakikati, somutluluğu doğru ortaya koymamız gerekli. Ondan sonra da ona ulaşmak için kendimizi bu çizgide değişime-dönüşüme uğratmalıyız; eğitmeliyiz, yeniden yaratmalıyız, şekillendirmeliyiz. ‘Bunlar geçmişte kaldı’ dememek lazım. Evet geçmişin değerleri ama hiçbir zaman yok olmayacak olan her yeni döneme ışık tutacak olan PKK değerleri. Her zaman yaşanan ve yol gösteren gerçekliktir. Dolayısıyla bu değişim ve dönüşüm döneminin de en iyi aydınlatıcı gerçekliği Egîd gerçekliğidir.

15 Ağustos yürüyüşü bir stratejik durumdan başka bir stratejik duruma geçmeyi ifade ediyordu. Şimdiki değişim-dönüşüm dönemecinde de Egîd gerçeğinin, pratiğinin dersleri bizim için en temel yol gösterici gerçeklerdir. Bu dersleri iyi çıkarmalıyız, doğru anlamalıyız. Basit, yüzeysel soyut yaklaşımlar içinde olmamalıyız. Yaşam somutu içerisinde ortaya çıkan bu gerçekleşmeyi tüm boyutlarıyla doğru anlamalı; ‘nereden kaynaklandı, nelere dayandı, kendisini nasıl geliştirdi, neye dayanarak yürüdü, hangi bilinç irade cesaret fedakarlık böyle bir yaratıcılığı, direnci, yürüyüşü ortaya çıkardı?’ bu sorular temelinde Egîd gerçeğini bilince çıkarmalıyız. 40 yıldır doğru savaşabilmek için Önderlik hep buna ulaşmamız gerektiğini söyledi. Şimdi yaşadığımız bu değişim-dönüşüm sürecinde de bize yol gösteren gerçeklik bu gerçekliktir. Hiç öyle ‘aşılmıştır, hükmü bitmiştir’ dememek lazım. Yaşayan, yol gösteren, yeni dönemin nasıl yaratılacağı sorusuna cevap bulmamızda bizi aydınlatan hakikat, gerçekten de Egîd çizgisidir, Egîd gerçeğidir.

Bu bakımdan kırkıncı yıldönümünde Egîd gerçeğini doğru anlamaya çalışmalıyız. O çizgide kendimizi değiştirmek, dönüştürmek için… Böyle yaptığımız ve bu kişiliği doğru anladığımız, bu temelde özeleştirel sorgulamayla kendimizi değişime-dönüşüme uğrattığımız ölçüde yeni süreci doğru anlayacağız, iddiasını kendimizde geliştireceğiz.

Barış ve Demokratik Toplum sürecinin görev ve sorumluluklarını doğru bilince çıkartarak onun başarılı pratikleştireni olacağız. Nasıl ki Ulusal Kurtuluş Savaşı sürecinin, gerillayı yaratma sürecinin doğru bilince çıkartılmasını ve pratikleşmesini Egîd gerçeği temsil ettiyse, onun bu özelliklerini edindiğimiz ölçüde biz de bu yeni değişim-değişim sürecinin, demokratik entegrasyon sürecinin görev ve sorumluluklarını bilince doğru çıkartacağız ve başarıyla uygulayacağız.

Egîd yoldaşın şehadetinin kırkıncı yıldönümünde bu dersleri çıkarıyoruz ve bu temelde kendimizi yenileyerek Egîd çizgisinin yeni süreçteki iyi izleyicisi, doğru izleyicisi ve başarılı uygulayıcısı olacağımızı bir kere daha ifade ediyoruz.

Bu temelde şehadetinin kırkıncı yıldönümünde Egîd yoldaşı ve onun şahsında tüm kahramanlık dönemi şehitlerimizi derin özlem, saygı, sevgi ve minnetle anıyor; amaçlarını başarma ve anılarını yaşatma sözümüzü yeniliyoruz.

İlginizi çekebilecek diğer yazılar

Oynatıcıyı Gizle/Göster
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00