Kadınlar, kendilerini savunmaları için erkek egemen devletlerden ve onun ev, işyeri ya da sokaktaki küçük imparatorundan beklememeleri gerektiği konusunda bilinçlenecek, ikna olacak, diğer kadınları da ikna edeceklerdir. Öz savunmanın vazgeçilmez bir insan hakkı olarak teslim edilemez, devredilemez karakteri olduğu unutulmamalı, unutturulmamalıdır.
İnsanlık tarihinde, kastik katillerin iktidar güçlerini büyütmek için sınıflı-devletli uygarlığı hakim kılmasından bu yana geriye kalan herkesin kaybettiği bir dünya kuruldu. Başta kadınlar olmak üzere toplumları sürekli sömürü cenderesinde tuttukları, her kötülüğü yapabildikleri ve olağanlaştırdıkları bir dünya…
Günümüzün küresel ve bölgesel hegemon güçlerini, kastik katillerin modernleşmiş devamcıları olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Çünkü onlar da kadınlara ve toplumsallığa düşmanlıklarıyla ve sömürü politikalarıyla kastik katillerin kanlı ve kirli miraslarını yaşatmaktadırlar. Önder Apo, Demokratik Komünal Toplum Manifestosu’nda “Kastik katil yapı için kadın ilk hedef, ilk sömürü alanıdır. Ama giderek tüm topluluk içinde güç kazanır. Kadını sömürdüğü gibi, topluluğu da sömürmeye başlar” tespiti yapmaktadır. Güç-servet büyütmek, sorunsuz hükmedebilmek için kadınlar başta olmak üzere özgürlükçü komünal değerlere, etkiye ve güce sahip tüm kesimler daima tehdit ve sorun kaynağı olarak görülmüş, etkisizleştirme ve tasfiye saldırılarına stratejik değer biçilerek kesintisiz yürütülmüştür.
Kastik katillere dair tespit edilebilen en eski tarihi izler Ortadoğu’da bulundu. Bu coğrafya, hegemonik merkez değişiminden bu yana özgürlük direnişi geleneğiyle eşitlikçi, komünalist devrim arayışlarıyla ve jeopolitik konumu nedeniyle iktidar sistemleri için zayıf ve tehlikeli halka olarak görülmektedir. Hegemon güçler arasındaki çıkar çelişkileri ve kimi zaman da anlaşmaların bölge halkları için ifade ettiği durum; sürekli savaş ve çatışma zemini olması, sömürünün derinleştirilmesi, yoksulluğun artması, kadın ve çocuklara yönelik suç bilançolarının ağırlaşmasıdır. Her yeniden dizayn çabası da Ortadoğu toplumlarında yaşanan sorunların, krizlerin daha da ağırlaşmasına yol açmaktadır.
İçinde bulunduğumuz çağın insanlığın refahı ve huzuru için hangi ilerlemeleri getirdiği neredeyse gündemin değişmeyen başlığıyken, toplumlara, kadınlara ve doğaya yönelik kırım politikaları zirveye çıktığı halde yeterince gündemleşmediği toplumsal tavırlara dönüşmediği bir dönemden de geçiyoruz. Çok köklü bir yanılsama olarak özelde kadınlar için bir gelişme, ilerleme hatta özgürleşme süreciymiş gibi nitelenen bu çağda, tecavüz ve katliamları normalleştirme çabalarına tanık olmaktayız. Kadın katliamlarındaki artış, bizlere bu sistemin kadınları gerçekte nasıl bir “özgürlüğe” taşıdığını göstermektedir.
İnsanlığa dayatılan bitimsiz savaşlar ve ağır sonuçları
Sınıflı ve devletli uygarlıkların kapitalizm aşamasında iktidarların ömrünü uzatma daha fazla kazanma hırsının sonucu olarak insanlık; fiziki ve kültürel soykırımlara, kadın kırımlarına, derinleştirilmiş sömürü politikalarına, bitimsiz savaşların ağır sonuçlarına ve tahrip edilmiş bir doğaya mahkum edilmeye çalışılmaktadır. NATO kuruluşu sonrası, gizli NATO örgütü olarak Gladio ile özel savaş stratejileri artık üye ve bağlantılı ülkelerde rejimlerin karakteri olarak kalıcılaştırılmaya başladı. Böylelikle toplumsal kültürel yapıda ahlaki bozulma yaratma, insani ilişkilerde bencilliği şahlandırma, samimiyet-dürüstlük-güven-dayanışma ve yardımlaşmayı zayıflatmak için kirli politikalar kesintisiz devreye konulmaktadır.
Bu kapsamda özel savaş güçlerinin hedefinde yalnızca devrimciler, mücadele öncüleri yer almaz. Özel savaş, karakteri gereği tüm topluma karşı ve yaşamın her alanında yürütülmektedir. Neredeyse binlerce yıldır süregeldiği gibi toplumsallığın parçalanması için öncelikle kadınlara saldırılmakta, toplumu politik ahlaki ölçülerinden, değerlerinden uzaklaştırma ve yabancılaştırmaya odaklanılmaktadır. İtaate alıştırmak için manipülasyon operasyonları yapılmaktadır. İnsanların muhakeme gücü karartılmakta, kavramlara yüklenen anlamlar çarpıtılmakta, hakikat önemsizleştirilmekte, örgütlü-politik bilinç ve duyarlılıkla tavır-tutum alınmasının önü alınmaya çalışılmaktadır. Tüm bunlar yönetmeye yetmiyorsa da devlet terörü ve şiddetiyle sindirme esas alınmaktadır.
Gizlenerek görünmez kılınmak istenen bu hakikatleri doğru okumak, karşı mücadeleyi nereden ve nasıl geliştirmemiz gerektiğini görmek açısından taşıyor.
Öncelikle; sürekli tekrar ederek inandırmak istediklerinin aksine, dünya hep böyle değildi, böyle olması gerekmiyor ve ilelebet böyle sürmeyecek. Hatta şimdi de bundan ibaret değil. Teslim alınamayan komünal toplum direnişçileri hep vardı, hala var.
Kadın özgürlük mücadelesinin örgütlenmesinde Önder Apo farkı
Ana-kadın yaşam için geliştirdiği ölçülere, ilkelere ve kurallara çok büyük değer vermiş, bu düzeyi ya da düzeni ısrarla geliştirip, yine ısrarla günümüze kadar taşımayı başarmıştır. Tarih nehrinin bir kolu olarak sürekli akan; komünalist, sosyalist, komünist, devrimci, demokratik nitelikli örgütlenme ve mücadelelerle bu değerler hâlen korunmaya geliştirilmeye ve yaşam sistemine dönüştürülmeye çalışılmaktadır.
Bu anlamda Apocu özgürlük mücadelesinin, dünyadaki ve Ortadoğu’daki diğer sosyalist hareketlerle, gerilla hareketleriyle ve ulusal kurtuluş mücadeleleriyle amaçta ve yöntem bakımından ortaklaşan birçok yönü vardır. Ancak tarihte ve günümüzde bu misyonlarla mücadele yürüten birçok hareketten en belirgin ve öncelikli farklarından biri; kadın özgürlüğünün mücadeledeki anlamı ve gelişim düzeyi olmuştur. Önder Apo’nun mücadelemizin başlangıç yıllarından itibaren kadın özgürlükçü zihniyetin ve yaşam tarzının geliştirilmesine dönük yaptığı tahlillerin, sarf ettiği çabanın benzersiz olduğuna şüphe yoktur. Tarih boyunca hiçbir devrimci önder, kadın özgürleşmesine ve kadınla özgür temelde ilişkilenmeye dair kuram oluşturmamış, bu düzeyde yaşamsal önem vermemiştir. Yakın tarihli Demokratik Toplum Manifestosu’nda da kadın özgürlük sorununa dair derinlikli tahlil ve çözüm perspektifini sunmuştur.
‘Sosyalist olmanın şartı kadınla doğru bir ilişki ve yaşamı gerçekleştirmektir’
Önder Apo, hiçbir devrimci harekette gündemleşmediği kadar kadın ve aile konusunu gündemleştirmiş, binlerce kadro şahsında geliştirilen çözümleme yöntemiyle bu kapsamdaki geri anlayışları aşmaya, toplum öncüleri şahsında bireyin, ailenin dönüşmesine öncelikli önem vermiştir. Demokratik Toplum Manifestosu’ndaki “Sosyalist olmanın şartı kadınla doğru bir ilişki ve yaşamı gerçekleştirmektir” tespiti çarpıcı tespitlerinden biridir. Önderliğin öncelikli önem verdiği bu özgürlük ve eşitlik ölçüleri, giderek halkımızda da karşılığını belli yönleriyle bulmuştur. Bu konuda daha alınması gereken çok yol olmakla birlikte binlerce yıldır şekillenmiş olan aile kurumunda, toplum yapısında neredeyse çağlar atlandığını söylemek de abartı olmayacaktır.
Kürt toplum biçimlenmesinde ve yaşam alışkanlıklarında Apocu Hareket öncülüğünde, ahlaki ve politik nitelik kazanılmıştır. Kadına ve çocuklara şiddet, çocuk yaşta evlendirme, çok eşlilik, eve kapatmalar, kadının yaşam alanlarından soyutlanması gibi cinsiyetçi uygulamalar yurtsever halkımız içinde de giderek kabul edilmeyen ve tavır alınan konular olmuştur. Feodal kültürel etkiler nedeniyle, kadınların ve çocukların bastırıldığı aile düzenlerinden, karşılıklı saygı ve sevginin, eşitlikçi, özgürlükçü anlayışın toplumsal kültürde yurtseverlik ölçüleri olarak gelişmesinin nice örnekleri oluşmuştur. Özgürlük mücadelesi öncülerinde görülen devrimci bilinç ve duruş, zamanla halkta da özgürlük bilinci ve ahlakının gelişimine, kültürleşmesine dönüşmüştür. Yaşam düzeni ve örgütlenme yapısıyla; karşılıklı birbirini tamamlama, paylaşma ve dayanışmaya dayalı, herkesin haklar ve imkanlardan ayrım gözetmeden eşit biçimde yararlandığı, kadın özgürlüğüne dayalı yeni bir yaşam sistemi toplumsal değerler olarak canlandırılmıştır.
Özel savaş ve ahlaki topluma saldırılar
Kürdistan toplumunda hem tarihsel-toplumsal-kültürel yapıdan gelen özellikler hem de özgürlük mücadelesiyle yaratılan örgütlü politik bilinç ve ahlaki yaşam ölçülerinde ulaşılan bu düzey, özel savaş politikalarıyla olabildiğince aşındırılmaya, yerine kelimenin tam anlamıyla ahlaksızlık, ölçüsüzlük ikame edilmeye çalışılmaktadır. Devlet güçleri tarafından uzun yıllardır toplumda özelde yurtsever kitleden bireylere ajanlaştırma ve bozgunculuk dayatması yapılmaktadır. Ancak bu politikalarla istenilen sonuç elde edilemeyince; tüm toplumun ahlaken bozulması, yurtseverlik ve insani değerlere yabancılaşması, ters düşmesi için çeşitli yöntemler devreye konulmuştur.
Kürdistan’da giderek daha sık duymaya başladığımız, temelde özel savaş uygulamalarının bir sonucu olarak toplumun temel ahlaki ve politik niteliklerinden uzaklaştırılmasının, cinsiyetçiliğin derinleştirilmesinin belirleyici etkisiyle artan olaylar yaşanmaktadır. Özel savaş politikalarının bir parçası olarak valiler, bürokratlar, asker ve polislerin ve diğer devlet memurlarının yer aldığı kadın katliamları ve cinsel saldırı olayları, Gülistan Doku, Rojin Kabaiş olaylarıyla daha görünür oldu. Devletin silahlı güçleri, askeri-polisi ve korucularıyla Kürt genç kadınlarını tuzağa düşürerek kullanmakta ya da katletmektedirler. Diğer yandan özelde Bakur Kürdistan’da erkekler tarafından katledildiği tespit edilenler ile “şüpheli kadın ölümleri” denilen ama esasta faillerin gizlendiği katliamlardaki artış dikkat çekiyor. Yargıya taşınsa da soruşturmaya gerek görülmeyen, intihar denilerek ya da başka inandırıcı olmayan gerekçelerle kapatılan, takipsizlikle sonuçlanan gizlendiği için basına dahi yansımayan katliam olayları da ciddi orandadır. Çocuklara karşı şiddet ve sindirme, ensest, cinsel taciz ve tecavüzlerin yanı sıra sokaklara ya da devletin insafına terk etme, uyuşturucu bağımlısı yapma, emek sömürü çarkına alma temel sorunlar olarak yaşanmaktadır. Yine fuhuş ve uyuşturucu çetelerinin yoğun ve yaygın faaliyetleri de zaman zaman gündemleşmektedir. Günümüzde ince yöntemlerle ve devlet politikaları gereği gizlendiği için tüm yönleriyle açığa çıkmayan bu ciddi sorunların yoğun olarak yaşandığı, normalleştirilmeye çalışıldığı görülmektedir.
Toplumsal duyarlılık ve tepkilerde zayıflık yaşanıyor
Yakın tarihte Batman’da bulunan Özel Şifa Bakım Merkezi’nde şüpheli ölümler, hastalara, engelli bireylere ve çocuklara yönelik cinsel saldırılar, fiziksel ve psikolojik şiddet-işkence gibi insanlık dışı muamelelerin uzun süredir sergilendiği iddia edildi. Tüyler ürperten görüntülerle kimi durumlar belgelendi. Böylesine bir vahşet belgelerle teşhir edilmesine rağmen, devletin ve kurumların sorumluluğunun gündemleşmemesi, toplumsal duyarlılık ve tepkilerin zayıflığı üzerinde önemle durmayı gerektirmektedir. Bu tür olayların birkaç personelin canice yaklaşımı, geriye kalanların ihmaliyle açıklanıp geçiştirilemeyeceği açıktır. Benzer şekilde, kadınlara yönelik şiddetin biçimleri olarak cinsel istismar, taciz ve tecavüz olayları da sadece fail erkeğin ya da erkeklerin cinsel sapıklığıyla sınırlı ele alınamaz. Böylesi tespitlerle geçiştirmek, sorunların asıl kaynağını görünmez kılacak, çözüm açısından oldukça eksik olacaktır.
Genç kadınlara dönük saldırılar
Diğer yandan uzun yıllardır, ya küçücük yaşta evlendirilen çocukları, “namus” cenderesine alınmış, evlerde sokaklarda dövülen öldürülen kadınları ya da yönsüz, yaşamda anlamlı bir hedefi olmaksızın oradan oraya sürüklenen genç kadınları görüyoruz. Kadının bir zevk aracı haline getirilmesinin zirvede seyrettiği bu dönemde kadınlar varlık alanını bedeni ile sınırlayarak kendini sunulması gereken bir bedenden ibaret görmeye, genç kadınlar en verimli çağında kendini beğendirme yarışına yönlendirilmektedir. Kadınların düşünce dünyasını, arayışlarını, hayallerini ve ilişki dünyasını çarpıttıkları estetik-güzellik anlayışı belirlesin diye kozmetik-plastik cerrahi sektörleri yarış halindedirler.
Şiddet-mafya-çeteciliğe özendirilen genç erkekler
Genç erkeklere yönelik olarak da “erkek”liğini inşa etmek amacıyla çok yönlü politikalarla hitap edilmektedir. Şiddete çok bilinçli bir biçimde özendirilen gençler, katilliğe, mafya ve çete yapılanmalara yönlendirilmektedir. Komünaliteye-toplumculuğa karşıt, kendini liberal ideolojinin sahte özgürlük rüzgarlarına kaptırmış, tatminsizlik içinde, anlamsızlık ve boşlukta debelenen, bağımlı ve bencil bireylerin yetişmesi için algı operasyonları ve kirli ilişki ağlarına sürükleme gibi faaliyetler aralıksız yürütülmektedir. Yine toplumsal değerlerden kopuk, bireyci, mülkiyetçi, maneviyatın ve anlamın aşındırıldığı ilişki modelleri uzun süredir çeşitli yollarla (dijital medya, film-dizi, “kamuoyu araştırması” vb.) olağanlaştırılmaya çalışılmaktadır. Neredeyse tüm sorunların kaynağı olan erkek egemen iktidar ve devlet sistemi ile yüzleşmek, hesaplaşmak yerine kadına öfkeyle yönelen erkekler, hak mücadelesi yürütmek yerine kadına saldırma tercihinde bulunan erkekler, “namusumu korumak istedim” diyerek kadını fiziki olarak katletmediğinde de ruhsal olarak katlederek hastalıklı kişiliğini sergileyen erkekler, hem kadınlar hem de toplum için aşılması gereken sorun olarak durmaktadır.
Cinsiyetçi ideolojilerle, biyoiktidar politika ve uygulamalarıyla insanlar neredeyse tekrar sadece hayvani güdüleriyle yaşar hale getirilmeye primatlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda cinsellik güdüsünün her biçimde ve zamanda kışkırtılması nedeniyle ilk ve en çok kadınlar mağdur olmakta, toplumda ahlaki çöküntülere yol açılmaktadır. Önder Apo, “Kapitalizm bu tahakküm ilişkilerinde kadın cinselliğini öne çıkararak, kadına en büyük saldırıyı yapmıştır. Cinselliği adeta çağın afyonu haline getirerek topluma ağır bir darbe indirmiştir. Bugün cinsellik dinden de milliyetçilikten de beter bir afyon niteliğinde yaygınlık kazanmış durumdadır” diye tespitler yapmıştır. Bu anlamda iktidarların kadınlara yönelik fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddeti tahrik ve teşvik eden, adeta katliamların koşullarını oluşturan karakterini iyi çözümlemek büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu gerçeklik; karşı tedbirler geliştirirken ne kadar stratejik düşünülmesi ve pratik politik adımlar atılması gerektiğini gözler önüne sermektedir.
Sistemin cezasızlık politikaları
İfade etmeye çalıştığımız durumların toplumda büyük bir öfke uyandırdığına kuşku yoktur. Ancak sorunun yapısal yönünün ne kadar görüldüğü, mücadele hattının nasıl belirlendiği önem taşımaktadır. Kaba erkek karşıtlığı yapmak kadın özgürlük mücadelesinin doğru bulmadığı, eleştirel yaklaştığı bir yöntemdir. Cinsiyetçi kurum, yapı, kesim ve kişilerin zihniyetlerini de politikalarını da pratiklerini de örgütlü duruş ve mücadeleyle aşmak esas alınmaktadır. İktidar güçleri neredeyse binlerce yıldır tecavüzcüye güvence ve dayanak olmaktadır. Çünkü zaten kendileri de hakimiyetlerini özgürlük ahlakı ve ilkelerine, komünal toplum değerlerine saldırarak sağlamıştır, buna dayanarak da sürdürmektedir. Artık gizleme gereği de duyulmayan bir gerçek olarak suçlunun tespit edildiği hallerde dahi, yargı kararlarıyla failler aklanmakta, “iyi hal indirimi” ya da “haksız tahrik indirimi” denilerek cezasızlık politikalarıyla potansiyel failler teşvik edilmekte, cesaretlendirilmektedir.
‘Devrimci, köprü kurandır’
Erkek egemen rejimlerin kadınlar, çocuklar, toplum ve doğaya yönelik kötülük düzenine dair söylenebilecek çok fazla örnek, tespit edilebilecek çok durum olduğuna kuşku yoktur. Yani sorunlar da engeller de saydıklarımızdan çok daha fazladır. Ancak Fuat yoldaş (Ali Haydar Kaytan); “Güncel yaşayan insan her engele uçurum der, devrimci ise köprü kurandır” demişti bir eğitim konuşmasında. Önder Apo, uzun yıllar önce; Medine Memi isimli 17 yaşına yeni girmiş bir genç kızın Adıyaman’da diri diri toprağa gömülmesi olayı ardından, bu olayın tek başına onlarca devrim gerekçesi olduğunu söylemişti.
Apocu harekette kadın kurtuluş ideolojisiyle, kadın partileşmesi düzeyinde gelişmeler açığa çıkarıldı. Yine demokratik ekolojik kadın özgürlükçü paradigma ile dünya kadınlarına öncülük iddiasının ve pratiğinin sahibi olduk. Büyük bedeller vererek geldiğimiz aşamada, Kürdistan toplumu başta olmak üzere Ortadoğu kadınları ve halkları için tarihi aydınlatan, bugünde geleceği yaratan, adım adım büyük kadın devrimine kararlı adımlarla yürüyen bir gerçekliği yaşadığımızı söyleyebiliriz. O halde tüm bu sorunlar karşısında yapılması gereken, köprüler kurmak üzere kolları sıvamaktır. Kalıcı çözümler için zor ama zorunlu olan yol; örgütlü mücadeledir. Tüm toplumsal sorunlar için geçerli olmak üzere; kolektif çözüm yolları ve cevaplar arandığı, komünal çabaların sarf edildiği her yerde sorunların aşılmaya başlayacağı, onurlu özgür yaşama dair kazanımların büyüyeceği görülecektir.
Topraklarımızda yaşananlardan başlayarak tüm bu strateji ve politikalara karşı koyma kapsamında; kadın özgürlük mücadelesi kazanımlarımızı ve öz savunma güçlerimizi koruma mücadelesi vermek bu riskli dönemde öncelikli hedeflerimizden olmaktadır.
Mücadeleyi yükselterek ortaklaştırmak
Bölgedeki hegemonya savaşının ve yeniden dizayn çabalarının bir sonucu olarak Kürdistan’da büyük emeklerle ve bedellerle elde edilen kadın kazanımları ciddi risk altındadır. Rojava’da DAİŞ türevi, şeriatçı HTŞ hükümetinin dayatma politikaları ve tehditleri karşısında dünya çapında meşruiyeti tanınan YPJ ve kadın devrimi kazanımlarının korunması, yine Şengal’de bedellerle ulaşılan, büyük emeklerle örülen toplumsal sistem, kadın devrim kazanımları ve özsavunma güçlerinin korunması için hem ulusal ve hem de uluslararası alanda mücadele ortaklaşması şarttır. Yine İran’da rejimin artan idam uygulamaları, kadın soykırımı ve baskı politikaları karşısında “Jin Jiyan Azadî” felsefesiyle örgütlenen kadınlarla, halklarla ortak mücadelenin büyütülmesi ve Başûr Kürdistan’da kadınların kendini yakmasına kadar varabilen politikalar karşısında kadın özgürlük bilincini ve örgütlülüğünü örmek büyük önem taşımaktadır.
Kadın öz savunmasının geliştirilmediği her alanda bunu örgütlemek ve yaşamı özgürleştirme temelinde kolektif, komünal adımlar atmak, yaygınlaştırma temelinde çalışmaları geliştirmek gerekmektedir.
“Jin Jiyan Azadî” felsefesi temelinde toplumun gerekli duyarlılıklara yeniden kavuşabilmesi, ilkeli onurlu yaşamı korumak ve geliştirmek için tedbirler alabilmesi bütüncül karşı duruşlar sergileyebilmesi için kadınların ortak politika, söylem ve eylem öncülüğünü yapmaya kararlı olduğu görülmektedir.
Değişim yaratmayan açıklamaların ötesine geçilmeli
Bu kadar köklü geçmişe sahip, hedefli ve sistematik saldırılar karşısında bireysel çabaların çözüme ve kurtuluşa yetmediğini yeterince deneyimlemiş bulunuyoruz. Erkek egemen sistem aklıyla belirlenmiş yasalar, anayasal ve hukuki düzenler gerçekte toplumların değil devlet ve iktidarların varlığını garanti altına alma, koruma sınırlarını ifade etmektedir. Tüm bu nedenlerle de değişmek zorundadır. Hukuk sisteminin, yasaların kusurlu hallerini, sorun çözme derdinden uzak gerçekliklerini görünür kılmak, düzelmesi talebinde bulunmak elbette önemli ve gereklidir. Ancak teşhirle, pasif açıklama ve eylemlerle sınırlı kalma etkisizliğe, değiştirememeye, dönüştürememeye, sorun tekrarlarıyla yüz yüze bırakmaktadır. Protesto ve açıklamalar gibi geçici ve değişim yaratmayan tepkilerin ötesine geçmek gerektiğine de kuşku yoktur. Kadın ve çocuklara yönelik katliam ve diğer saldırıların önü; caydırıcı suç-ceza tanımı ve gerekli polisiye tedbirlerle de sınırlı ele alınamaz.
Durumun fiziki saldırıya karşı fiziki savunmayı aşan karakteri asıl önemli gerçeği ortaya koymaktadır. Ki o da insanlık için en hayati alanlar, (siyaset, ekonomi, bilim, sağlık, eğitim) büyük ve ciddi yanlışlıklarla, yalanlarla, çarpıtmalarla yüklüdür. Bu nedenle de böylesi yapısal sistemsel sorunlar ve saldırılar karşısında aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek, daha büyük adımlar atmaya yeterince cesaret edememekle, farklı yol ve yöntemin olası tehlikelerine hazır olamamakla ilgili olabilir. Bu anlamda da “tek başına onlarca devrim gerekçesi olan” durumlar, doğru ve derinlikli bilince çıkarılırsa, gereken cesaret de bulunur, daha fazlasına da hazır olunur. Çünkü mücadele gerekçelerimizin bilinci güçlü ise ve zorlukları aşmaya karar verdiğimizde, ihtiyaç duyduğumuz yaşam ve mücadele enerjisi açığa çıkmaktadır.
Öz savunmanın zorunluluğu
Savunmasızlık aşılmadığı için saldırılar artıyor süreklileşiyorsa, o halde kadın ve çocuk katliamlarının durdurulmasının da kadın özgürlüğüne doğru yol almanın da biricik yolu hem özsavunmayı gerçekleştirmek hem de diğer tüm olmazsa olmaz ihtiyaçlar için örgütlenmek ve fiili adımlar atmak, attırmak üzere eyleme geçmektir. Belli bir zamanla, gelişen saldırılara tepkilerle sınırlamaksızın, kalıcı çözümcül sonuçlar alınıncaya kadar örgütlenmeyi ve eylemleri sürdürme kararlılığını ve iradesini göstermek vazgeçilmez önemdedir.
Egemen erkek zihniyetiyle işleyen devletin kadın kırım, sömürge ve hak gasplarına karşı; örgütlü direniş hakkını kullanmak zorunludur ve bu nedenle de sonuna kadar meşrudur. Artık kadınların yaşam hakkını korumaları için teşvik edildikleri, savunma teknikleri ve araçları ne kadar meşru ve zorunlu ise; tüm hak ihlallerine karşı da varlığını, yaşamını, kimliğini ve hakları korumak demek olan özsavunma için örgütlenmek de o kadar meşru ve zorunludur.
Kadınlar artık kendilerini savunmaları için erkek egemen devletlerden ve onun ev, iş yeri ya da sokaktaki küçük imparatorundan beklememeleri gerektiği konusunda bilinçlenecek, ikna olacak, diğer kadınları da ikna edeceklerdir. Öz savunmanın vazgeçilmez bir insan hakkı olarak teslim edilemez, devredilemez karakteri olduğu unutulmamalı, unutturulmamalıdır.
Pratik olarak önümüzde duran dönüştürücü görevlerimiz
Bilinçlendirme çalışmaları kapsamında okullar, kurslar açmak, seminer, panel, çalıştaylar ve atölyeler düzenlemek gibi bilinen yöntemlerin yanı sıra maddi ve manevi dayanışma ağlarını çoğaltmak, kısa ve uzun görsel-işitsel-yazımsal çalışmalar yapmak ve bunu dijital platformlarda-medyada olabildiğince görünür kılmak pratikleştirilebilecek yöntemler arasında sayılabilir. Yürütülen teorik-düşünsel faaliyetler yaşama yeterince temas ettiğinde kadınlarda ve toplumda politik-pratik karşılığını da bulacak, örgütlenme ve eyleme dönüşerek yaraları iyileştirip hastalık nedenlerini ortadan kaldırabilecek değişim ve tedbirleri kendisiyle getirecektir. Bugünden başlayarak geleceğin özgürlük-eşitlik ilkeleriyle örülmesi için ilk yapılması gerekenlerin başında çocukların komün zihniyetiyle eğitimi ve yetiştirilmesi gelmelidir. İhtiyaç konularına göre kadın komünleri, platformları, inisiyatifleri, komiteleri, meclisleri gibi çalışma ve eylem grupları oluşturma artık ertelenemez görevler durumundadır. Bu ve benzeri hedeflerle atılacak her bir adım; ihtiyaçlara göre bir araya gelindiğinde yani komün oluşturulduğunda değişim de, dönüşüm de başlamış olacaktır. Bu yönlü karar ve pratikler geniş kadın kitleleri tarafından sahiplenildikçe başarıya ulaşmaması için bir neden yoktur. Hatırlatmak gerekir ki, kadın özgürlük mücadelesi, toplumsal hareketler arasında sayıca en büyük, nitelik olarak en etkili olabilecek güçtedir.
Komünal, özgürlükçü, adil ve eşit yaşam arayışı için tarihte ve günümüzde direnenlerin deneyimlerinden beslenme, mevcut olanlarla diyalog ve dayanışma ile bağ kurma, ortak politika ve adımlarla da mücadeleyi büyütme ve giderek küreselleştirme gerçekleştikçe dünya kadınlar ve böylelikle toplumlar için özgür yaşam mekanı olmaya başlayacaktır.