Demokratik Komünler Birliği’nin öncü örgütü olarak özgür basının (YRD) buna öncülük etmesi, her bir kurumunu komün haline getirmesi, komünal yaşaması Demokratik Komünler Birliği’nin inşası için hayati önemdedir. Öncü örgüt olma gerçekliği, özgür basının herkesten daha önce komün örgütlenme modeline ve komünal yaşama geçmesini zorunlu kılmaktadır.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin elli üç yılı aşkın mücadelesinde özgür basının rolü değişken olmuştur. Kürt Özgürlük Hareketi günümüze kadarki mücadele sürecini üç döneme ayırmaktadır. Bunlardan ilki literatüre ‘Partileşme Dönemi’ diye geçen ilk dönemdir. İkincisi ‘Askerileşme Dönemi’ olurken, üçüncüsü de ‘Demokratik Uluslaşma Süreci’dir.
Özgür basın geleneği açısından ilk dönem henüz bir kurumlaşmanın gerçekleşmediği dönemdir. Bu dönemde kuşkusuz propaganda ve eğitim çalışmaları vardır, ama bu faaliyetler esas olarak Önder Apo’nun eğittiği ilk dönem kadrolarının sözlü etkinliği temelinde yapılmaktadır. Başta Önder Apo olmak üzere hareketin tüm kadroları gittikleri yerde sözlü propaganda yapmakta, insanları eğiterek etkilemeye çalışmakta ve partiye kadro-sempatizan katmaya çalışmaktadır. Bir süre yürütülen bu sözlü faaliyetler insanlarda bilinç oluşturmakta, örgütlülüğü daha yetkin hale getirme ihtiyacı doğurmaktadır. Nitekim bu süreç partileşmeyle sonuçlanacaktır. Bu dönemde propagandayı bir bütün olarak tüm kadrolar sözlü temelde yürütmüştür.
İkinci dönemde artık gerilla temel propaganda gücü olacaktır. Gerillanın yaşamı, ilişkileri, Kürt insanında derin bilinç yaratan eylemleri ve kendini çok güçlü gösteren düşmana vurduğu her darbe büyük bir propaganda gücü olarak açığa çıkacaktır.
Gerilla öncülüklü mücadele geliştikçe yaşamın pek çok alanında olduğu gibi basın-yayın alanında da önemli kurumlaşmalar gelişecektir. Serxwebûn dışındaki tüm özgür basın kurumlaşmalarının bunun ürünü, sonucu olduğu bilinmektedir. Yaygın bir basın-örgütlenmesi açığa çıksa da bu dönemdeki özgür basın yine de gerilla mücadelesine destekçi pozisyonunda olmuştur. Esas olarak düşmanın işlediği suçları işleyen, teşhir eden, Kürt sorununu ve Kürt’ün varlığını görünür kılmaya çalışan, gerillayı ve onun hayati önemdeki mücadelesini propaganda eden durumda olmuştur. Bu yönüyle öncü gerilla iken, basın onun propagandacısı, destekçisi halinde olmuştur. Bu süreç İmralı soykırım sisteminin geliştirildiği döneme kadar gelmiştir.
Basın-yayının öncü örgüt haline gelmesi
Önder Apo’nun esaretinden sonra gerillanın Bakur ve Türkiye’den çekilmesi, demokratik çözüm çabalarının öne çıkması, basın-yayın alanının geçmişteki gibi ele alınamayacağını ortaya koymuştur. Bu temelde basın-yayının artan önemini karşılamak üzere YRD kurulmuştur. YRD oluşumuna gerçekte basın-yayın alanının değişen rol ve misyonuna cevap vermek üzere gidilmiştir. Ardından Önder Apo 2003 yılında demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmayı geliştirerek parti literatüründe ‘üçüncü partileşme dönemi’ olarak adlandırılan ‘demokratik uluslaşma süreci’ni başlatmıştır. Bu, yepyeni bir sürece girilmesi, devletçi paradigmadan kopularak demokratik toplum paradigmasına giriş anlamındadır.
Bu dönemin temel karakteristik özelliği çözümü gerilla dahil başkasından bekleyen, kendini demokratik özne olarak görmeyen, kurtarıcı arayan devletçi paradigmadan kopuş; toplumun kendi kendine yettiği ve kendini yönettiği demokratik toplum paradigmasına geçiş olmasıdır. Böylelikle toplumsal doğa kaynaklı ideoloji toplumsallaşacak, tüm toplumsal sorunlar demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü toplum paradigmasına dayalı olarak bizzat toplum tarafından çözülecektir. Artık toplum kendi yaşamına dair söz, karar ve eylem gücü haline gelecektir.
Demokratik ulus haline gelmek anlamına gelen bu gelişme açık ki kendiliğinden olmayacaktır. Bunun için çok yoğun, yetkin bir bilince, örgütlenmeye ve eyleme ihtiyaç vardır. İşte bu ihtiyacı karşılayacak olan özgür basındır. Özgür basından başka bu görevi yapabilecek genişlik ve derinlikte bir başka örgütlülük yoktur ve olamaz. Sahip olduğu imkanlarla toplumsal yaşamı, kadını, doğayı, toplumu, mücadelenin değerlerini savunma, koruma, geliştirme görevi özgür basının olmaktadır. Bu yönüyle YRD’nin kurulması, ardından da yeni paradigmanın geliştirilmesiyle özgür basın da yepyeni bir sürece girmiştir. Basın-yayın alanı için artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmaması gereken bir süreç niteliğindedir. Bu dönem artık basın-yayının öne çıktığı, rol ve misyonu öncülük olan bir dönemdir.
Toplumun tümünü toplumsal doğasına döndürmeyi, demokratik özne haline getirmeyi amaçlayan bu dönemde propaganda açık ki salt sayıları sınırlı olan öncü kadronun çabasıyla gerçekleşmeyecektir. Özgür yaşamın ve yeni toplumsallığın inşası için gerekli bilinci verecek olan basın-yayın alanıdır. Demokratik uluslaşma döneminde öncü bir başkası değil bizzat basın-yayındır. Özgür basının rol ve misyonunun 53 yılı aşkın özgürlük mücadelesi tarihinde böyle bir evrimi vardır.
Dolayısıyla biz 2003’ten beri basın-yayın örgütünün öncülük ettiği bir mücadele yürütüyoruz. Bu bakımdan basın-yayının aradan geçen yirmi üç yıllık yeni paradigma dönemini, bizzat kendi öncülüğünde gelişen bir dönem olarak görmesi hayati önemdedir. Bu, aradan geçen süre zarfında neyi ne kadar yaptığını ne yapması gerektiğini doğru anlayarak görev ve sorumluluklarının gereklerine göre kendini yeniden yapılandırması açısından olmazsa olmazdır.
Yeni paradigmaya girilemeyen yıllar
Önder Apo tarihi 27 Şubat 2025 çağrısı ile 52 yıllık mücadelenin parti öncülüklü kısmının feshedilmesini istedi ve PKK de 5-7 Mayıs 2025 tarihinde 12. Kongresi’ni toplayarak kendini feshetti. Fesih gerekçelerini Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda kapsamlı şekilde ortaya koyan Önder Apo köklü değişim-dönüşüm sürecini başlatmış oldu. Gerçekte 2003 yılında paradigma değişimiyle yaşamamız gereken değişimleri ve dönüşümleri zamanında yapmadığımızdan tekrardan çok daha köklü bir şekilde gündemimize koydu. Bizim açımızdan 2003 yılındaki paradigma değişimi köklü değişim-dönüşüm süreciydi, ama biz buna yeterince girmedik. Söylemde yeni kavramları kullansak da yeni paradigmanın gerektirdiği değişimi, dönüşümü yaşam tarzımızda, örgütlenme modelimizde, ilişkilerimizde, çalışma tarzımızda vb oluşturamadık. Şimdi zamanında yapılamayan bu değişimin-dönüşümün neden yapılamadığını Manifesto ışığında anlamaya çalışıyor, özeleştirisini veriyor ve kendimizi Manifesto temelinde nasıl yapılandıracağımızı arıyoruz. Konunun özgür basın ile bağı doğrudandır.
İşte bu yeni paradigmaya girilmeyen 23 yıllık süreçte öncü, basın-yayın örgütümüzdü. Yukarıda da belirtildiği gibi basın-yayın örgütünün bunu derinden idrak etmesi, öncü olduğunu bilmesi, buna inanması ve kendini öncülük görevlerini başarır duruma getirmesi, mücadelenin sürekliliği ve başarısı için hayati önemdedir. Ancak ne yazık ki basın-yayın alanında faaliyet yürütenler kendilerini bu rolde görmemekte, bu misyonunun gereklerini başarıyla yerine getirecek düzeye getirmemektedir. Hala genel mücadelenin önemli ama herhangi bir parçası olarak kendini görme vardır. Hala genel örgüt yapsın, inşa etsin, mücadele etsin, eylem yapsın ben de vereyim, yaklaşımı oldukça hakimdir. Hala var olanı, gerçekleşeni verme, başkasından bekleme, öncü örgüt olma sorumluluğunu üstlenmeme, bunun gereklerine göre hareket etmeme yaklaşımı hakimdir. Halbuki olması gerekeni olur kılmak, bunun için gerekli bilinci, örgütlülüğü geliştirmek tam da özgür basının görevidir.
Basın-yayın alanının bu kadar önemli hale gelmesi sadece Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin yaşadığı değişimlerle de bağlantılı değildir. Küresel kapitalist güçler, ulus devletler de basın-yayın alanını oldukça önemsemekte, öngördükleri yaşam, toplum, birey, kadın, erkek modellerini bu temelde hakim kılmaktadır. Topluma, yaşama, kadına, özgür bireye saldırı esas olarak medya üzerinden yapılmakta, öngörülen algı oluşturularak ruhlara, duygulara, düşüncelere ve güdülere böyle hükmedilmektedir. İçinde bulunduğumuz ‘Endüstri 4.0 Dönemi’ diye de tanımlanan yapay zekâ çağında bunun çok daha etkili hale geldiği kendini anlık olarak göstermektedir. Yapılan bir araştırmaya göre düzenli bir şekilde dijital medya mecralarını takip edenlerin algıları altı ay içinde neredeyse tamamen değişmektedir. Bu, tamamen tekilleştirilmiş, özelleştirilmiş bu alanın ne denli değiştirici-dönüştürücü olduğunu ortaya koymaktadır. Öte yandan kapitalist modernite güçlerinin, egemenlerin medya üzerinden yaşama, topluma, insana ne denli büyük saldırı yöneltme imkanına kavuştuklarını göstermektedir. Dolayısıyla kapitalist güçlerin, ulus devletlerin en etkili saldırı aracı haline dönüştürdükleri medya alanında karşıt bir pozisyonda durmak, basın-yayının sunduğu imkanlardan toplumsal yaşam adına azami düzeyde faydalanmak devrimci duruş açısından gereklidir.
Peki, ne yapmalı?
Basın-yayın alanının artan önemine yapılan bu atıflardan sonra, bu alanda yaşanan kimi sorunlara daha fazla değinilebilir.
Her şeyden önce özgür basın kendini 2003’ten beri öncülüğünü yaptığı yeni paradigmaya ne kadar girdiğini doğru temelde ele almak durumundadır. Zira demokratik, ekolojik kadın özgürlükçü toplum paradigmasının, demokratik modernite kuramının, kadın özgürlük çizgisinin, demokratik komünalizm (demokratik sosyalizm) ideolojisinin propaganda ve eğitim örgütü olarak özgür basın örgütünün yeni paradigmaya ne kadar girdiğini köklü bir şekilde ele almaya ihtiyacı vardır. Yeni paradigma temelinde kendisini örgütlü kılmış olsaydı acaba söz konusu görevleri başarması önünde bir engel olur muydu? Genelde yeni paradigmaya girememede öncü örgüt olarak özgür basın örgütünün (YRD) etkisi ne düzeydedir? Açık ki özgür basının bu soruları kendine sorması ve derin özeleştiriler temelinde yaklaşması gerekmektedir.
Peki, yeni paradigmaya giriş neyi gerektiriyordu veya gerektiriyor. Yeni paradigma devletçi paradigmadan kopuş anlamına geldiğinden devletçi şekillenmeleri ve etkilenmeleri her yönüyle aşmayı gerektirir. Buna örgüt modeli de dahildir ki, Önder Apo “Bir Halkı Savunmak” adlı savunmasında partiyi iktidar ve devlet odaklı bir model olarak tanımlamış ve parti örgütlenmesi hakkında kuşkularını dile getirmiştir. Her ne kadar PKK şahsında parti ile sürdürmeyi uygun bulsa da içeriğinin demokratik olması için yoğun eleştirilerde bulunmuş, perspektifler vermiştir. Her bir parti kadrosunun kendisini sayısız demokratik ulus birimine dönüştürmesini, demokratik toplum sisteminin de komün, meclis, kooperatif ve akademiye dayalı olarak geliştirilmesi gerektiğini belirtmiştir. İşte basın-yayın örgütümüzün kendisini akademi, komün-meclis, kooperatif ölçülerine vurarak paradigmaya ne kadar girdiğini tartması, aradan geçen bu süreçte öncülük görevlerini ne kadar başarıyla yerine getirdiğini ölçmesi, açığa çıkarması gerekiyor.
Açık ki paradigmaya girilmemiştir. Bu yönüyle basın-yayın örgütünün paradigmaya girme gibi hayati önemde bir sorunu var olmaya devam etmektedir. Çünkü basın-yayın örgütünün paradigmaya girmemesi bir bütün olarak hareketin ve halkın da paradigmaya girmemesi anlamına gelir. Zira basın-yayın örgütü hareket ve halkı eğiten öncü örgüttür. Öncü kendini ideolojisine, paradigmasına uygun hale getirmediğinde hitap ettiği kesimleri, örgütleri de buna göre eğitemez, değiştiremez, dönüştüremez.
Bu durumda yeni dönemde ne yapılmalıdır? Yeni dönem yeniden yapılanma, değişim-dönüşüm dönemi olduğuna göre yeniden yapılandırılacak olan nedir, değişecek-dönüşecek olan ne ve kimdir?
Açık ki işe zihniyetten başlanmalıdır. Yeniden yapılanmayı, değişim-dönüşümü dışta ve kurumların değiştirilmesinde arama eğilimi oldukça baskındır. Bu yönüyle yeniden yapılanma her şeyden önce zihniyette yapılmak durumundadır. Kurumlardaki yenilenememe de zihniyet kaynaklı olduğu gibi, yeniden yapılanma yine yeterli ve doğru bir zihniyet çerçevesi ile mümkün olacaktır. Bu bakımdan zihniyet her şeyin başıdır. Bunda da Önder Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda belirttiklerinden hareket etmek hayati önemdedir. Zira zihniyet çerçevesini savunmalarla birlikte bu manifesto, toplamda da Önder Apo gerçekliği oluşturmaktadır. O halde yeniden yapılanmak ve var olan sorunları çözmek için gerekli zihniyet çerçevesini Önder Apo gerçekliğinde aramalı, bulmalı ve pratikleşmeliyiz.
Önder Apo PKK’yi feshetmekle gerçekte sadece bir yapıyı değil, bununla birlikte bir çalışma, örgütlenme ve ilişkilenme tarzını feshetmiştir. Ulusal kurtuluş savaş stratejisinin yarattığı çok yönlü şekillenmeden demokratik toplum inşa stratejisine geçiş gerekmektedir. Bunun yeni bir örgütlenme, çalışma ve ilişkilenme biçimi olduğu açıktır. O halde bunu özümsemek için yeterince okumalı, araştırmalı, tartışmalı ve kendimizden başlamak üzere gerekli değişimi ve dönüşümü mutlaka yaşamalıyız.
Önder Apo yeni dönemde toplumsal örgütlenme sistemini Demokratik Komünler Birliği olarak tanımladı. Yani bu birlik komünlerin birliğidir. Dolayısıyla Önder Apo’ya ‘Önder, Rêber’ diyenlerin esas alacakları toplumsal örgütlenme modeli komün olmaktadır. Herkes komün örgütleyecek ve en az bir komüne üye olacaktır. Yaşamın bir bütün halinde iktidarcılıktan, devletçilikten, cinsiyetçilikten, maddiyatçılıktan arındırıldığı; dayanışmanın, ortaklaşmanın, eşit ve özgür yaşamın hakim kılındığı toplumsal birime komün denir. Bu yönüyle komün toplumun komünal olan özüne uygun halde yeniden örgütlü kılınması, yaşamın özüne uygun halde yeniden inşa edilmesidir. Bu bakımdan komün hem bir toplumsal örgütlenme modeli hem de yaşam tarzıdır. İnsan ve toplumun doğasına dayandığından geliştiricidir, özgürleştiricidir, güçlendiricidir. Demokratik Komünler Birliği’nin öncü örgütü olarak özgür basının (YRD) buna öncülük etmesi, her bir kurumunu komün haline getirmesi, komünal yaşaması Demokratik Komünler Birliği’nin inşası için hayati önemdedir. Öncü örgüt olma gerçekliği, özgür basının herkesten daha önce komün örgütlenme modeline ve komünal yaşama geçmesini zorunlu kılmaktadır.
Komün örgütlenmesi ve komünal yaşam düzeyi
Açık ki komün örgütlenmesine geçiş de akademi, meclis ve kooperatif haline gelmekle olur. Bu üç kavramın demokratik toplum örgütlenmesinin çekirdek kavramları olduğu ve bunların Önder Apo tarafından yıllar önce belirtildiği bilinmektedir. İşte yeni paradigmaya geçişin Önder Apo şahsında gerçekleştiği 2003 yılından beri özgür basın bu alanda kendini örgütlü kılmadığı için bahsedilen öncülük sorunları yaşanmış, paradigmaya girilememiştir.
Her şeyden önce zihniyetin belirleyiciliğinden dolayı başa akademiyi koymak gerekmektedir. Akademi temsil edilen zihniyet çerçevesini edinmek, temsil etmek anlamına gelir. Her bir basın kurumu ve birimi demokratik modernite kuramını, kadın özgürlük çizgisini, demokratik ulus zihniyetini, demokratik-ekolojik ve kadın özgürlükçü toplum paradigmasını edinmiş, bunu temsil eden, savunan, yayan bir akademi haline gelmeliydi, gelmelidir. Temel görevi ve işi halkı bu zihniyet çerçevesinde eğitmek olan özgür basının her şeyden önce bu zihniyeti edinmesi her açıdan gereklidir. Aksi takdirde bu zihniyet çerçevesini harekete, halka, daha geniş toplumsal kesimlere etkili, estetize ve etkin şekilde yayması mümkün olmaz. Bu nedenle öncülük düzeyinde temsil edilen zihniyet çerçevesinin geniş halk kesimlerine yeterince yayılmamasında basın-yayının rolü belirleyicidir. Toplumda hala devletçi, milliyetçi, cinsiyetçi ve kendini nesneleştiren yaklaşımlar varsa, bunun sorumlusu çok büyük ölçüde toplumu eğitme görevini yeterince yerine getirmeyen basın örgütüdür. Özgür basının her bir biriminin, kurumunun ve üyesinin bir akademi haline gelmesi mutlaka gereklidir. Aksi takdirde hiçbir genel devrim görevi layıkıyla yerine getirilemeyeceği gibi, basın örgütünün uğraştığı kendi kurumsal sorunları da çözülemez. Bunun için de Önder Apo’nun külliyatı üzerinde kendini eğitme faaliyetinin yoğun bir şekilde yürütülmesine ihtiyaç vardır. Bu konuda çok ciddi yetersizliklerin olduğu bilinmektedir. Yeterli zihniyet çerçevesi edinmenin yanı sıra etkili propaganda yapabilmek için gerekli olan mesleki yetkinlik de yetersizdir. Açık ki hem ideolojik hem de mesleki olarak en yetkin ve yeterli hale gelmeye ihtiyaç vardır ki, yeni dönemde en fazla üzerinde durulması gereken konuların başında geliyor.
Özgür basının her bir birimi ve kurumu meclis haline gelebilmelidir. Bilindiği gibi meclis var olan sorunların konuşularak bunlara çözümlerin bulunduğu, kararların alındığı yerdir. O halde yaşam felsefemiz olan öz yönetime uygun yaşayabilmek için her bir basın örgütünün iç işleyişinde meclis modelini etkili şekilde işlevselleştirmesi gerekmektedir. Kuşkusuz tartışmalar ve alınması gereken kararlar temsil edilen zihniyet çerçevesinde olmak durumundadır. Aksi takdirde varoluş gerekçelerine uygun hareket edilmemiş olunur. Tartışmalar, kararlar bu amaç temelinde olmak durumundadır. O halde özgür basın örgütünün her bir üyesi kendini demokratik özne haline getirmelidir. Bekleyen, başkalarına havale eden, sorumluluk üstlenmeyen değil; kendini her şeyden sorumlu gören, bizzat arayıp bulan, tartışan, üreten ve yapan, katılan olmalıdır. Her bir kurum da bir meclis gibi işlemeli, sorunlarını her boyutuyla kendisi tartışmalı, kararlarını birlikte almalı ve çalışma tarzında geçmişten gelen alışkanlıkların nasıl aşılabileceğini herkese göstermeli, bürokratik, memurvari duruşları sonlandırmalıdır. Böyle olması halinde kolektif çalışma tarzı gelişecek ve herkesin gerçek potansiyeli açığa çıkacaktır.
Kooperatif kavramıyla anlaşılması gereken ise ortaklaşmacı, dayanışmacı, komünal yaşamdır. Üreten, ihtiyaçları temelinde harcayan, özel mülkiyete yönelten yaklaşımları komünallik temelinde çözen bir ilişkilenme biçimi esastır. Herkesin birbirini hissettiği, ilişkilerde maddiyatın değil maneviyatın önde olduğu, maddi sorunların el birliği ile çözüldüğü bir ortaklaşmacı yaşam tarzına ihtiyaç vardır. Komün olmak, komün halinde yaşamak bunu gerektirmektedir. Değişik düzeylerde yaşanan bu tarzın çok daha yetkin hale getirilmesine, kendine yeterliliğin geliştirilmesine ihtiyaç vardır.
Toparlarsak kendini akademi, meclis ve kooperatif temelinde örgütlü kılan bir basın örgütü komün haline gelmiş olur ve böyle bir örgütün çözemeyeceği bir sorun olmadığı gibi, ancak böyle bir örgüt yeni paradigmanın, demokratik sosyalizmin inşasına öncülük edebilir. Ne yazık ki yıllardır komüne yoğunca vurgu yapılmaktadır ki, bu iyi bir durum değildir. Kapitalist modernitenin atomize ettiği toplum ve birey gerçekliğinde kuşkusuz komüne vurgu gerekir, ama paradigması demokratik toplum, ideolojisi demokratik sosyalizm olan bir topluluk için bu kadar vurgu fazladır. Bu, kapitalist sistemin etkisine ne kadar girildiğini, bireycilikte ne denli ısrar edildiğini ortaya koyar.
Gelinen aşamada bu durum, artık sürdürülemez sınırlara gelip dayanmıştır. Çünkü kendini değiştirmeyenin, dönüştürmeyenin aşıldığı bir süreçteyiz. Önder Apo da Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu ile kesinkes girilmesi gereken bir değişim-dönüşüm sürecini başlatmıştır. Dahası var olmak için sürekli oluşmak gerekmektedir. Her oluşum da bir değişim-dönüşümdür. Dolayısıyla aynı kalmak, değişmemek-dönüşmemek gerçekte var olamamak, yok olmak anlamına gelir ki, bunun da Kürt halkı ve demokratik toplum açısından kabul edilir bir tarafı yoktur. Bu bakımdan öncü örgüt olarak özgür basının komün temelli hayati önemdeki bu değişim-dönüşüm sürecine öncülük etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde YRD’nin kendisi de varlık sorunlarını aşamamış, özgürlüğe adım atamamış olmakla kalmaz, aynı gerçekliği Kürt halkına da yaşatır. Her şey özgür basına 2003 yılından beri görevi olduğu halde üstlenmediği öncü örgüt olma rolünü layıkıyla oynamayı dayatmaktadır. Bu bakımdan özgür basın yeni dönemde kendini temsil ettiği zihniyet çerçevesine ve komünal sisteme ne kadar uygun hale getirdiğini kapsamlı şekilde ele alacak ve gerekli düzeltmeleri mutlaka yapacaktır. Özgür basın yeni dönem stratejisiyle halkımızın, kadınların, toplumsal kesimlerin başaracağının inancını, bilincini geliştirecektir.
Amaç-araç diyalektiği
Yeniden yapılanırken, kuşkusuz basın-yayındaki araçlarda da bazı değişiklikler yapmak gerekmektedir. Unutulmaması gereken basın-yayının amaca ulaşmada kullanılan bir araç olduğudur. Amaç yukarıda da belirtildiği gibi toplumun komünal olan özü temelinde toplumu eğitmek, bilinçlendirmek ve kapitalist modernitenin her türden saldırısına karşı donanımlı kılmaktır. Bilinç edinen toplumun örgütlenmesini ve eylemli hale gelmesini sağlamaktır. O halde bu amaca ulaşmak için hiçbir aracı fetişleştirmemek gerekir. Amaca ulaşmak için ne türden araçlar gerekiyorsa onları geliştirmek kadar var olan araçların eksik, yetmez yanlarını tamamlamak gereklidir. Burada önemli olan aracın amaca uygun ve ona hizmet eder halde olmasıdır. Eldeki pek çok aracın olduğu gerçeği gözetildiğinde sorunun araçların azlığından değil de yeterince işlevsel olamamasından kaynaklandığı anlaşılır. O halde eldeki pek çok aracın kuruluş amacına uygun şekilde işlevsel kılınması oldukça gereklidir.
Yanı sıra geleneksel basın ile dijital basını birbirinin karşısına koymadan, bir denge temelinde yürütmek önemlidir. Geleneksel basının yaşanan dijital değişimlere ayak uydurması zorunludur. Aksi takdirde kendini değiştirmemiş, dönüştürmemiş; ihtiyaçlara cevap veremediğinden de aşılmış olur. O halde geleneksel basının zengin içeriklerini dijital medya mecralarında en etkili şekilde görünür olması varoluş gerekçelerine uygun bir şekilde çalışabilmek için gereklidir. Bu konuda var olan bilgi yetersiz ve eklektiktir. Dijital faşizmin tartışıldığı, medya aracılığıyla toplumun yönetilmeye başlandığı bir dönemde açık ki özgür-toplumsal yaşamı, özgür bireyi, kadını, toplumu savunabilmek için özgür basının yaygın bilinçlendirme faaliyeti yürütmesi zorunludur. Basın-yayın alanının önemini kavrayarak bu alanda da yapılması gereken ne varsa, buna yoğunlaşan, ihtiyaçları doğru tespit eden ve bunu nasıl pratikleştireceğinin yolunu bulan bir yaklaşım gereklidir.
Sonuç
Dikkat edilirse yayının nasıl olması gerektiğine ilişkin pek bir şey belirtme gereği duymadık. Çünkü yayınlarda yaşanan onca sorunun da temel nedeni yapılan işe ne kadar anlam biçildiği, temsil edilen zihniyete ne kadar girildiği ile ilgilidir. Açık ki kendini yeni paradigmanın pratikleştirilmesinin öncü örgütü olarak gören bir YRD’nin yayını da buna göre olacaktır. Mevcut yetersizlikler, acemilikler, yanlışlıklar, tekrarlar, etkisizlikler vb rol ve misyonunun gereklerine göre davranmamaktan kaynaklanmaktadır.
Basın-yayın alanı gibi bir faaliyette kendini tekrar, rutinlik, motivasyon yetersizliği, coşkusuzluk, heyecansızlık özsel nedenlerden ötürü söz konusu olamaz. Mücadeleden, yaşamdan keyif almamanın dışa vurumu olan bu ruh hali, özgür basın ile ontolojik olarak çelişir. İşi ve görevi eşit-özgür yaşamı propaganda etmek, demokratik komünal toplum temelinde toplumu eğitmek olan bir öncü örgütün böyle olması işin doğasına terstir. Açık ki yaşam felsefesinde düzeltme gerektiren bir durumdur. Çünkü basın alanı bir üretim alanıdır. Üretimin toplumla kısa sürede buluştuğu, nasıl bir sonucun alındığının hemen görüldüğü ve alacağı sonuçlar temelinde insanda heyecan, coşku, moral, motivasyon yaratan bir alandır. Kadın, toplum, yaşam ve doğa düşmanlarına gereken cevabı veren bir alan olması nedeniyle insanların yaşam ve çalışma enerjisiyle doldukları bir alandır. Eğer üretim varsa, bu üretimin halkla buluşması sağlanıyorsa ve ürün halkın, toplumsal yaşamın ihtiyaçlarına cevap verecek düzeydeyse o zaman basın-yayın alanında moralsizlik, bıkkınlık, kendini tekrar diye bir şey olamaz. O halde basın-yayın alanındaki herkes ne denli ve önemli bir mücadele yürüttüğünü bilmeli, kendisini maddi uygarlığın her türden saldırısına karşı donanımlı kılmalı, toplumun öncüsü olduğunu bir an için bile olsa unutmamalıdır.
Önder Apo’nun yaptığı çok yönlü hazırlık ile kendine ne denli güvendiğini ne kadar cesur, yaratıcı, girişken, üretken olduğunu hepimiz biliyoruz. Toplumsal sorunlara evrensel çapta çözümler geliştirdiği entelektüel dünyanın, toplumcu güçlerin ortak kanaatidir. Karşısında mücadele yürüttüğü güçleri ne denli zorladığı da yine herkesin malumudur. O halde Önder Apo’nun tarzını esas aldığını belirten, onun paradigmasını yaymayı görevi olarak gören YRD’nin de Apocu tarzı esas alarak kendini yapılan işi en iyi yapan haline getirmesi gerekmektedir.
Özgür basın geçmişten çıkardığı dersler temelinde köklü özeleştiriler yapacak, “Hedefi büyük olanın çabası da büyük olur!” düsturuyla hareket edecek ve demokratik komünal toplumun inşasında öncülük görevlerini layıkıyla yerine getirecektir…