Rêber Apo, çatışmasızlık ortamında çözüm arıyor. Bu tarihi bir fırsattır. Cumhurbaşkanı ve AKP hükümet yetkilileri ‘bu sorunu çözersek uçarız’ diyorlar. O zaman bu fırsatı kaçırırlarsa da yere çakılırlar. Bu fırsatı kaçırmak, ‘biz Kürtleri tümden yok etme politikasını sürdüreceğiz’ demektir. Özgürlük ve demokrasi bilinci kazanan Kürtler yok edilemeyeceğine göre kaybeden Türk devleti olur. Bırakalım bu sorunun çözümsüz bırakılması; çözüm konusunda zaman kaybetmek Türkiye’ye ağır bedeller ödetir.
Rêber Apo, çözüm yaklaşımı ve gücüyle ‘kazan kazan’ durumunu yaratmaya çalışmaktadır. Yoksa aldanacak bir önderlik olmadığı gibi aldatacak bir önderlik de değildir! Gelinen aşamada Kürtleri çaresiz ve mahkum görmek gerçekleri görmemektir. AKP lideri Tayyip Erdoğan her zaman ‘başkalarının bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı vardır’ demektedir. Kürtler kimseye şantaj yapmıyor, tehdit etmiyor. Kürtlerin böyle bir anlayışı da yoktur. Ancak varlığına yönelik tehdit ortadan kalkmazsa yeni mücadele yolu da bulur.
Özgürlüğü için savaşan bir halk yaratıldığının en büyük kanıtı şehit analarının gösterdiği duruştur. Bu, tüm Kürt analarının duruşudur. İşte bu duruş Rêber Apo’nun yürüttüğü barış ve demok-ratik toplum sürecinin başarısının güvencesidir. Bu anaların ortaya koyduğu özgür ve demokratik yaşam temelli barıştır, başka seçenek de yoktur. Rêber Apo, işte böyle bir sonucu yaratacak sürecin önderliğini yapmaktadır. Rêber Apo’nun yürüttüğü bu sürecin sonunda tüm Kürdistan halkı, Türkiye ve Ortadoğu kazanacaktır.
Şu anda dünyadaki siyasi krizlerin en yoğun olduğu coğrafya Ortadoğu’dur. Göreceli bir statüko oluşana kadar da siyasi krizler ve savaşlar devam edecektir. Öte yandan Ortadoğu’da göreceli bir statüko ve istikrar sağlamak kolay değildir. Tarihsel toplumsal gerçeklere ters siyasi durum sürdüğü müddetçe Ortadoğu krizlerden ve savaşlardan kurtulmayacaktır. Şu anda Ortadoğu’ya müdahale eden güçler de bu bölgenin tarihsel, toplumsal ve siyasal gerçeğini fazla dikkate almadıklarından müdahaleleri bir çözüm üretmiyor. Hatta sorunları daha karmaşık ve içinden çıkılmaz hale getiriyorlar. Kuşkusuz Ortadoğu tarih boyu dünya siyasi dengelerinin kurulduğu bir coğrafya olmuştur. Doğu-Batı çatışması da en fazla bu coğrafyada olmuştur.
İlk çağlarda Sümer, Akad, Asur İmparatorlukları kuzeye ve batıya doğru yayılma eğilim içinde olmuşlardır. Mısırlıların Anadolu uygarlıkları ve sonra Roma ile çatışmaları bilinmektedir. Bizans-Sasani, Bizans-Arap İmparatorlukları savaşları da yüzlerce yıl sürmüştür. Osmanlı’nın Bizans’a karşı savaşları da uzun sürelidir. Ancak bu savaşlardan belli bir dönem sonra bir statüko oluşmuş, bu statüko da yüzyıllar boyu sürmüştür. Kapitalist modernite Ortadoğu’ya girdikten sonra bu coğrafyada siyasi krizler de savaşlar da bitmemiştir. Çünkü bölgenin tarihsel-toplumsallığına ve siyasi gerçekliğine uygun bir siyaset tarzı uygulanmıyor.
Ulus devlet soykırımcıdır
Ortadoğu’ya 200 yıl önce ulus devlet anlayışı ve milliyetçilik bir fitne gibi sokulmuştur. Bir taraftan ulus devletçilik, diğer taraftan mezhepçilik Ortadoğu’yu kan deryası haline getirmiştir. Ortadoğu’da önceden var olan imparatorluklar kendi siyasi otoritelerini kabul ettirdikten sonra onların etnik ve dinsel kimliklerine fazla karışmazlardı. Nitekim ulus devlet fitnesinin bu coğrafyaya girmesinden sonra sadece farklı etnik kimlikler değil, farklı inançlar da soykırım politikalarına maruz kalmışlardır. 200 yıl önce, hatta 150 yıl önce bu coğrafyada Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Rumlar tüm dil ve kültürel özellikleriyle varlıklarını sürdürüyorlardı. Ezidi Kürtler de yoğun olarak vardılar. Son 150 yılda gerçekleşenler ulus devlet anlayışı ve milliyetçiliğin nasıl sonuçlar yarattığına somut örneklerdir.
Kürtlerin dört parçaya bölünmesi ve üzerlerinde soykırım politikaları yürütülmesi de kapitalist modernitenin bu zihniyetinin bu coğrafyaya girmesiyle bağlantılıdır. Ulus devlet ve milliyetçilik bu coğrafyanın en ağır suçlularıdır. Farklı mezhep ve inançlar üzerinde yürütülen inanç soykırımı da tekçi anlayışın inanç alanındaki izdüşümü olmaktadır.
Ortadoğu’da son yüzyıl dahil bin yıllara dayalı Yahudi sorunu da bu zihniyetin ortaya çıkardığı bir sorundur. Yahudilerin, yaratılmasında rolü olduğu kapitalizmin önemli sömürü formu ulus devletin kurbanı olması da tarihin ironisi olmaktadır. Yahudilerin tacir ve üretim gücü sahibi olması tarih boyu katliam ve soykırımla karşılaşmalarını beraberinde getirmiştir. Rêber Apo, Yahudi soykırımını Yahudilerin yarattığı siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel gerçekliğin sonucu olduğunu çarpıcı biçimde ortaya koymuştur. Rêber Apo bu açıdan Yahudi sorununun da milliyetçilikten uzak demokratik ulus anlayışıyla çözülebileceğini vurgulamıştır. Ne Yahudileri inkar etmek ve siyasi varlıklarını tanımamakla bu sorun çözülebilir, ne de İsrail’in ulus devlet anlayışıyla Yahudi-İslam çelişkisi ve karşıtlığı ile sorunlar çözülebilir. Nitekim bugün yaşanan çatışma ve savaşlar bunu göstermektedir. Yahudi sorunu Ortadoğu’da demokratik ulus ve demokratikleşme ile çözülebilir.
İran’ın İslam devrimiyle birlikte geliştirdiği Yahudi-İsrail karşıtlığı da bugün Ortadoğu’yu daha yaygın savaş alanı haline getirmiştir. Yahudiler tarih boyu dost ve müttefik olan İran’ın mevcut rejim tarafından düşman haline getirilmesine büyük tepki duyuyorlar; İran’ı bu durumdan çıkarmayı kendileri için stratejik hedef olarak görüyorlar.
Kürt sorununun çözümü Ortadoğu’yu demokratikleştirir
Kürdistan’ın dört parçaya bölünmesi Kürtler üzerinde soykırım politikası uygulanmasına zemin sunduğu gibi, Kürtler üzerinde egemenlik kuran Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin de sürekli siyasal, toplumsal ve ekonomik sorunlar yaşamalarını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla tüm Ortadoğu bu durumdan yakından etkilenmiştir. Ortadoğu’nun bir türlü siyasi istikrara kavuşmaması ve otoriter rejimlere mahkum olması esas olarak da Kürtler üzerinde kurulan bu egemenlikle ilgilidir. Kürtleri soykırıma uğratmak için en gerici ve baskıcı ülkeler haline gelmişlerdir. Ortadoğu’da demokratikleşme gelişmiyorsa bunun esas nedeni Kürtler üzerindeki egemenliktir. Zaten Türkiye ve İran Ortadoğu’daki siyasi düzeni doğrudan etkilemektedirler. Arap ülkelerindeki otoriter rejimlerin devamını sağlamada da bu iki ülkenin etkisi çok fazladır. Kürt sorununun çözümü sağlanırsa dört ülke de demokratikleşir, bu da Ortadoğu’nun demokratikleşmesine ivme kazandırır. Kürt sorununun demokratik çözümü tüm Ortadoğu’nun demokratikleşmesini sağlayacaktır.
1993’ten itibaren ilan edilen ateşkesler
Rêber Apo 1993 yılından bu yana Türkiye’de Kürt sorununun demokratik çözümünü sağlamaya çalışmaktadır. 1993 yılı Kürt Özgürlük Hareketi’nin güçlü olduğu yıllardır. Zaten bu nedenle de Turgut Özal çatışmaları durdurma arayışına girmişti. Çünkü bu savaş Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrara kavuşmasını engelliyordu. Özal, Türk devletinin geleneksel politikasının ideolojisini tümden benimsemiş biri değildi. Ancak Türkiye cumhurbaşkanı olarak gerilla hamlesine karşı özel savaşı başlatan Turgut Özal olmuştur. Bu yöntemlerle sonuç alınamayacağını görerek Celal Talabani üzerinden mesajlar göndermiş, Rêber Apo da ateşkesle karşılık vermiştir. Türk devlet politikasından hafif bir sapma canına mal olmuştur.
Rêber Apo defalarca ateşkes yaparak demokratik siyasal çözüm arayışına girmiştir. Bu çözüm arayışları özgürlük mücadelesinin zayıfladığından dolayı olmamıştır. 1993’ten itibaren doğru olanın bu olduğuna inanılmıştır. 2008 yılında bir aracı kurumla Oslo’da görüşmeler yapılmıştır. Bu süreçte Rêber Apo ile de görüşülmüştür. 2012 yılından itibaren Rêber Apo ile görüşmeler artmıştır. Bu görüşmelerin sonucu 2015 28 Şubat’ında AKP yetkilileri ve HDP heyeti hükümet adına bir mutabakatı imzalamışlardır. Ancak o zaman cumhurbaşkanı olan Tayyip Erdoğan bu mutabakatı yok saymış; 5 Nisan 2015’ten itibaren Rêber Apo üzerinde uzun sürecek bir ağır tecrit uygulanmıştır. 2015 1 Kasım’ında erken seçime giderek yeniden iktidar olmuş; Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı 10 yıl süren kirli ve şiddetli bir savaş yürütmüştür. Bu savaşla Özgürlük Hareketi’ni tümden tasfiye edip Kürtler üzerinde yürütülen soykırım politikasını sonuca götürmek istemiştir.
Türk devleti çıkarı için çatışmasızlığa gitti
Ancak Türk devleti 10 yıl dış güçlerin desteği ile her türlü araç ve yöntemleri kullanarak yürüttüğü savaştan sonuç alamamıştır. Kürt Özgürlük Hareketi PKK öncülüğünde her alanda direnerek AKP iktidarı ve Türk devletini hem içeride hem dışarıda askeri, siyasi ve ekonomik çıkmazın içine sokmuştur. İsrail, 7 Ekim 2023 Hamas saldırısını fırsat bilerek Gazze’de Hamas’a ağır darbe vurmuştur. ABD ve İsrail bu süreci ve yılları Ortadoğu’da yeni siyasi dengeler ve statü oluşturma doğrultusunda kullanmıştır. Daha önce İbrahimi Anlaşmalarla Arap-İsrail çatışmasını bitirmeye yönelmişlerdi. Bu durum Türkiye’nin jeopolitik konumunu zayıflatan bir gelişme olmuştur. Son 200 yıl jeopolitik konumunu kullanarak ayakta kalan, bu konumuyla askeri, siyasi, ekonomik avantajlar kazanan Türkiye, İbrahimi Anlaşma ve İsrail’in askeri ve siyasi hamlesiyle kendini sıkışmış durumda hissetmiştir. Bu gelişmelerle birlikte beka sorunu dillendirilmiştir. Beka konusu PKK’nin öncülük ettiği mücadele çerçevesinde dile getirilse de bununla bağlantılı olarak Ortadoğu’daki gelişmeler yakın bir tehdit olarak algılanmıştır. Zaten içeride de siyasi ve ekonomik olarak ciddi sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürüttüğü savaşı sürdürürse daha ağır sorunlar yaşayacaklarını görmüşlerdir. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi ile bir çatışmasızlığı kendi çıkarlarına görmüşlerdir. Bunu Kürt sorununun çözümünde bir zihniyet değişikliği yaşadıklarından gündemlerine almamışlardır. PKK’ye karşı mücadeleyi çatışmasızlık koşullarında sürdürme politikasına yönelmişlerdir. Bu temelde 22 Ekim 2024 tarihinde AKP ve MHP kurmaylarının anlaşması sonucu Devlet Bahçeli, Rêber Apo’ya çağrı yapmıştır. Rêber Apo’nun örgütünü feshedip silahlı mücadeleyi sonlandırırsa umut hakkından sonuna kadar yararlanacağını belirtmiştir.
İki yıllık süreçte neler oldu?
Rêber Apo bu çağrıya “yaşanan çatışmayı ve sorunu hukuki ve siyasi zemine çekme gücüm var” diyerek karşılık vermiştir. Böylece Rêber Apo Kürt sorununu çatışma konusu olmaktan çıkarıp siyasi ve hukuki zeminde çözme yaklaşımını bir kez daha ortaya koymuştur. 1988 yılında M.Ali Birand’a verdiği röportajda Kürt sorununu siyasi yollardan çözme iradesini göstermiş, “bir memurlarını göndersinler konuşalım” demiştir. 1993’te de Özal’ın yaklaşımına tek taraflı ateşkesle karşılık vermiştir. Böyle bir yaklaşım ve demokratik siyasal çözüm arayışında olan Rêber Apo, Devlet Bahçeli’nin çağrısını böyle yanıtlamıştır. Eğer bir çözüm anlayışı varsa buna çekmek için 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’yla radikal bir adım atmıştır. Kongrenin toplanıp PKK’yi feshetmesini ve Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı almasını istemiştir. PKK buna hemen çatışmasızlık ilan ederek cevap vermiş; 5-7 Mayıs arasında kongreyi toplayarak PKK’yi feshetmiş ve silahlı mücadeleyi sonlandırdığını ilan etmiştir. 27 Şubat çağrısı barış ve demokratik toplum sürecinin ne olduğunu ve nasıl geliştirileceğini çarpıcı biçimde ortaya koymuştur. Bu çağrıda Kürt sorununun tarihsel köklerini ve silahlı mücadeleyi ortaya çıkaran etkenleri de özlü biçimde ifade etmiştir.
Rêber Apo, Türk devletinin Kürt sorununun çözümü konusunda bir iradesi olursa bu iradeyi teşvik eden ve çözümü kolaylaştıran bir yaklaşım içinde olunacağını her fırsatta dile getirmiştir. Özgürlük Hareketimiz de Rêber Apo’nun çabalarına bütünlüklü olarak ve tam bir destek vermiştir. Hareketimiz ve halkımız da Rêber Apo’yu başmüzakereci olarak kamuoyuna ilan etmiştir. Zaten Türk devleti Özgürlük Hareketi’nin Rêber Apo’ya bağlılığını bildiğinden muhatap almak zorunda kalmıştır.
Özgürlük Hareketimiz, Rêber Apo’nun çabalarına destek olmak ve Türk devletini adımlar atmaya teşvik etmek için KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat’ın öncülüğünde 15’i erkek 15’i kadın 30 gerillanın silahlarını Süleymaniye yakınlarındaki Casene Şikefti önünde kalabalık bir gazeteci grubunun katıldığı törenle yakmasını sağlamıştır. Yapılan açıklamada demokratik siyasal mücadele iradesi ve Kürt sorununun demokratik çözümü için bu adımı attıklarını belirtmişlerdi. Bu adım ve Rêber Apo’nun İmralı’da yürüttüğü çabalar sonucu 5 Ağustos 2025’te Meclis bünyesinde partilerin tümüne yakınının katıldığı “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” kurulmuştur. Bu komisyon yüzlerce kişiyi dinlemiştir. Düşüncesi alınanlar, ağırlıklı olarak demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü doğrultusunda düşüncelerini belirtmişlerdir. Mecliste bir komisyonun Kürt sorunu ile ilgili böyle bir çalışma yapması önemlidir. Hâlâ dili, kimliği, kültürü, yani hakları ile birlikte Kürt varlığını tanımadıklarından barış analarının Kürtçe konuşmasına müsaade etmemişlerdir. Bu da toplumda iktidarın barış ve demokratik toplum sürecine yaklaşımı konusunda kaygılar ortaya çıkarmıştır.
Komisyon en son olarak bir heyetle Rêber Apo’yu ziyaret etmiş; Rêber Apo’yu da dinlemiştir. CHP’ye hala kayyum atanmadığı süreçte CHP’nin heyete üye vermemesi de bir sorumsuzluk olarak tarihe geçmiştir.
Meclis komisyonu uzun süren çalışmalarından sonra eksikleri ve hataları olsa da bir rapor sunmuştur. Raporda Kürt sorununun sadece bir güvenlik sorunu olmadığını, demokratikleşme temelinde çözümünün mümkün olduğunu kabul eden bir anlayışı ortaya koymuştur. Yasaların çıkarılması ve demokratikleşme adımlarının atılması da bu raporda yer almıştır. Çerçeve yasa denen yasa ancak aylar sonra çıkabilmiştir. Rêber Apo ile İmralı’da devlet heyeti ile DEM Parti heyetinin içinde olduğu birçok görüşme yapılmıştır. Bu görüşmelerde yeni yasa için bir yol haritası ortaya konulmuş, ancak AKP-MHP iktidarı bu yol haritasının gereklerini yerine getirmemiştir. Yol haritası doğrultusunda adımlar atmaları beklenirken Rêber Apo ile görüşmeler uzun süre yaptırılmamıştır. Daha sonra çerçeve yasa konusunda belli bir uzlaşma arayışı olmuştur. Devletle Rêber Apo’nun görüşleri yakınlaşmıştır. Rêber Apo çıkacak yasa konusunda görüşlerini maddeler halinde sunmuştur. Ancak yine görüşmeler bir aydan fazla kesilmiştir. Bu durum çerçeve yasa konusunda bir uzlaşma yakalanamadığının ifadesi olmuştur.
Bu süreçte çerçeve yasa basına çeşitli biçimlerde sızdırılmıştır. Buna karşı Özgürlük Hareketi yönetimi bir açıklama yaparak barışın ilk önce dille başlayacağını belirterek savaş sırasında kullanılan ‘terör örgütü’ gibi tanımlamaların kullanılmaması gerektiğini vurgulamıştır. Önderliğin bu süreçte rol almasının sağlanması ve demokratikleşme yasalarının çıkarılacağının belirtilmesi istenmiştir. Hareket Yönetiminin açıklamasından sonra İmralı ile yasa üzerine tartışmaların yapıldığı bir görüşme olmuştur. Rêber Apo da DEM heyeti de yasayı çok eksik bulmuştur. Ancak devlet heyeti ısrarlı olunca Rêber Apo bir başlangıç olarak değerlendirmiştir. “Bin kilometre bir adımla başlar” metaforu ile yasanın taşıdığı anlamı ortaya koymuştur. Esas olarak Rêber Apo’nun onayladığı bir yasa olmamıştır.
Türkiye, Kürtlerle kavga ederek bir gelecek yaratamaz
Rêber Apo, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını yaptığında bu sürecin bir anlaşma sonucu başlamadığını vurgulamıştır. Bir mücadele ve müzakere olarak ele almıştır. Karşılıklı adımlarla gelişecek bir süreç olduğu daha başından belirtilmiştir. PKK’nin feshi ve Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin sonlandırılması, Bakur’da çatışma riski olan alanlardan gerillanın çekilmesi bu yaklaşımla ilgili gerçekleşmiştir. Kürt sorunu dünyadaki hiçbir soruna benzetilemez. Dünyanın başka yerlerindeki ulusal demokratik mücadelelere benzetilirse yanılgıya düşülür; doğru politik mücadele yürütülemez. Bu açıdan “dünyanın başka yerlerindeki gibi niye olmuyor” demek ne Ortadoğu gerçeğini ne Türkiye gerçeğini ne de Kürt ve Kürdistan gerçeğini anlamaktır. Rêber Apo bu gerçeklikleri en iyi bilen olduğundan buna uygun bir mücadele ve çözüm yolu ortaya koymaktadır.
Rêber Apo bu çözümün sadece güncel gerekliliklerini değil, tarihsel argümanlarını da göstermektedir. Türkiye, Kürtlerle kavga ederek bir gelecek yaratamaz. Kürtlerle kavga etmek, Kürtlerin varlığını inkar etmek Türkiye için beka sorunu yaratır. Eğer Osmanlı İmparatorluğu Kürtlerle savaş yerine Kürtlerin özyönetimini kabul eden bir siyasi yaklaşım ortaya koysaydı bırakalım Osmanlı’nın dağılmasını, aksine güçlü biçimde ayakta kalması sağlanırdı. Rêber Apo sık sık Osmanlı İmparatorluğu’nun Kürtlerle ilişkilerini iyi tuttuğu için Ortadoğu’da etkili olduğunu, Avrupa’da da önemli bir güce ulaştığını belirtmiştir. Osmanlı İmparatorluğu hem zamanın ruhunu okuyamamış hem de Kürtlerle savaş içine girince dağılması kaçınılmaz hale gelmiştir.
Rêber Apo, siyaset sanatının zirvesindeki bir önderliktir
Tarihi toplumsal ve siyasal gerçekler günümüzü de yakından etkilemekte, hatta yönlendirmektedir. Rêber Apo tarihi okumada büyük bir derinliğe kavuşmuştur. Daha 1990’lı yıllarda “tarih şimdidir, şimdi tarih içinde gizlidir” diyerek tarihi okumaya yeni bir ufuk katmıştır. Böylece hem Kürtlere hem Türk devletine Kürt sorununun çözümü konusunda bir ufuk kazandırmıştır. Rêber Apo bir Kürt stratejistidir. Strateji bilimine eşsiz bir derinlik kazandırmıştır. Bu açıdan Rêber Apo’nun siyasal sorunlara çözüm yeteneği çok gelişmiştir. Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’yu tanıyanlar Rêber Apo’nun bu strateji gücünü ve siyasi zekasını takdir etmektedir. Rêber Apo’nun her soruna bir çözüm yolu vardır. Bu açıdan Kürtler tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar güç kazanmışlardır. Artık çözümsüz değildirler. Tarih boyu önderlik sorunu çeken Kürtler ilk defa stratejik bir önderliğe kavuşmuşlardır. Rêber Apo siyaset sanatının zirvesindeki bir önderliktir. Şimdi bu siyasi zekasını Kürt sorununun çözümü için harekete geçirmiştir. Devlet Bahçeli’nin çağrısına “bu çatışmalı durumu siyasi ve hukuki zemine çekme gücüm var” derken bu siyasi zekasına güveni de ortaya koymuş olmaktadır.
Bu açıdan yasa çok yetersizken bunu bir başlangıç olarak görmesi en küçük olanaktan büyük gelişmeler sağlayan tarzıyla ilgilidir. Yasa bir başlangıç olduktan sonra siyasi gücü ile bu başlangıcı ilerletmeyi önüne koymuştur. Bir yönüyle bu başlangıç aynı zamanda süreci yeni bir aşamaya taşımıştır. Demokratikleşme temelinde Kürt sorununun çözümünde bir dönüm noktasıdır. Eğer Türk devleti demokratikleşme yolunda adımlar atmazsa baltayı kendi ayağına vurmuş ve tarihi bir fırsatı kaçırmış olur. Rêber Apo çatışmasızlık ortamında çözüm arıyor. Bu tarihi bir fırsattır. Cumhurbaşkanı ve AKP hükümet yetkilileri ‘bu sorunu çözersek uçarız’ diyorlar. O zaman bu fırsatı kaçırırlarsa da yere çakılırlar. Bu fırsatı kaçırmak, “biz Kürtleri tümden yok etme politikasını sürdüreceğiz” demektir. Özgürlük ve demokrasi bilinci kazanan Kürtler yok edilemeyeceğine göre kaybeden Türk devleti olur. Bırakalım bu sorunun çözümsüz bırakılması; çözüm konusunda zaman kaybetmek Türkiye’ye ağır bedeller ödetir.
Kürtleri çaresiz ve mahkum görmek gerçekleri görmemektir!
Eğer Türkiye, “PKK zayıfladı, bu nedenle partiyi feshettiler ve silahlı mücadeleyi sonlandırdılar” yanılgısı içine girerse bu, Laz’ın son pişmanlığı gibi olur. Rêber Apo’nun demokratik siyasal çözüm için her fırsatı denediğini herkes bilir. Devlet Bahçeli çağrı yapınca bunu demokratik çözüm için bir fırsat olarak görmüştür. Rêber Apo çözüm yaklaşımı ve gücüyle ‘kazan kazan’ durumunu yaratmaya çalışmaktadır. Yoksa aldanacak bir önderlik olmadığı gibi aldatacak bir önderlik de değildir! Gelinen aşamada Kürtleri çaresiz ve mahkum görmek gerçekleri görmemektir. AKP lideri Tayyip Erdoğan her zaman “başkalarının bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı vardır” demektedir. Kürtler kimseye şantaj yapmıyor, tehdit etmiyor. Kürtlerin böyle bir anlayışı da yoktur. Ancak varlığına yönelik tehdit ortadan kalkmazsa yeni mücadele yolu da bulur.
Türkiye demokrasi güçlerini sürece katmak çok önemli
Türk devletinin çözümsüzlük yoluna girmesini engelleyecek olanlar Kürtler ve demokrasi güçleridir. Kürt halkı örgütlü olur ve Türkiye demokrasi güçleri ile demokratikleşme mücadelesini geliştirirse mevcut çatışmasızlık ve süreç çözüm doğrultusunda ilerler. Mücadele şarttır. Çünkü Türkiye’de hala Kürt sorununu çözümsüz bırakan, çok yönlü saldırılarla Kürtleri kültürel soykırıma uğratmak isteyen bir eğilim ve damar vardır. 150 yıllık bir zihniyete dayandığı için küçümsemek de Kürtler için bir yanılgı ve gaflet olur. Bu açıdan yasa bir başlangıç olsa da bu başlangıç adımlarının artması ve ivme kazanması mücadele ile sağlanır. Türkiye demokrasi güçlerini ve halkını bu demokratikleşme sürecine katmak çok önemlidir. Türkiye halkı 100 yıldan fazla demokrasi mücadelesi vermektedir. Seçimli siyasi sisteme geçişte uluslararası durumun etkisi olmuştur. 1940’lı yılların sonunda “faşist cephe kaybetti, demokrasi cephesi kazandı” denilen bir siyasi iklim vardır. Bu açıdan Türkiye demokrasiyi içselleştirdiğinden dolayı çok partili ve seçimli siyasi sisteme geçmemiştir. Ancak bu siyasi sisteme geçişte halkın talepleri de etkili olmuştur. Bu nedenle kendilerine demokrat parti diyen ve demokratik siyasi söylemde bulunan eğilim seçimi kazanmıştır. Türkiye’de demokrasi güçleri bu zemini değerlendirerek demokrasi mücadelesini geliştirmiş ve bu konuda bir birikim sağlamıştır.
Özgürlük mücadelesi için hiçbir çaba göstermeyenler hamaset yapıyor
Kürt halkının özellikle son yarım yüz yıllık mücadelesi ve Türkiye’de oluşan bu demokratik birikime dayanarak mevcut süreç demokratikleşmeye evriltilebilir. Çünkü Türkiye’nin ciddi siyasi sıkışıklığı bulunmaktadır. Bu sıkışıklıktan ancak demokratikleşme adımları atarak kurtulabilir. Türk devleti bu adımları atar mı; çerçeve yasanın çıkmasından sonra izleyeceği siyasi yaklaşıma bağlıdır. Kürt Özgürlük Hareketi demokratik siyasal çözümde tercihini yapmıştır. Özgürlük Hareketimizin bu tutumu da Türkiye’yi sıkıştırmakta ve zorlamaktadır. Nitekim bir demokratikleşme beklentisi tüm Türkiye’ye yayılmıştır. Bundan kaçanların halkın desteğini alması zordur. Rêber Apo Türk devletini adım adım demokratikleşme yoluna sokma çabası içindedir. Türkiye gerçeğine göre bir çözüm yöntemi ortaya koymuştur. “Niye hemen şu bu hak yok?”diyenler Türkiye’deki gerçekçi çözüm yönteminin ne olacağı konusunda hiçbir görüşü ve çabası olmayanlardır. Bu nedenle Kürt halkının özgürlük mücadelesi için hiçbir çaba göstermeyenler hamaset yapmaktadırlar. Sırtlarında yumurta küfesi olmayanlar “hangi kazanımları elde ettik?”diye yaygara koparıyorlar. Özgürlük Hareketi, Kürtlerin büyük kazanımlar elde etmesini sağlamıştır. Barış ve demokratik çözüm yoluyla da farklı halk olmaktan kaynaklı haklarını kazanacaklardır. Ortaya konulan çözüm yöntemiyle kazanım elde edileceğine inanmak önemlidir. Bu inanma ne kadar güçlü olursa barış ve demokratik çözümün adımları da o kadar hızlanır.
50 yıllık mücadelenin çok önemli değerler yarattığını görmeyenler ve bilmeyenler siyasal mücadele diyalektiğinden hiçbir şey anlamayanlardır. Toplumsal ve siyasal yaklaşıma düz yaklaşanlardır. Tarih aynı zamanda zaman içinde oluşumdur. Zaman ve mekan bir oluşum formudur. 50 yıllık mücadeledeki bu formu görmeyenler bakarkörlerdir. Barış ve demokratik toplum sürecine yönelik saldırılar bu bakarkörler tarafından yapılmaktadır.
İğne ile kuyu kazar misali bir mücadeleyle bugünlere gelinmiştir
Özgürlük Hareketimiz 42 yılı gerilla savaşı olmak üzere 53 yıldır zorlu bir mücadele vermektedir. Özgürlük mücadelemizin her yılı zorlu bir mücadele içinde geçmiştir. İğne ile kuyu kazar misali bir mücadele ile bugünlere gelinmiştir. Bu 53 yılda siyasi, diplomatik, toplumsal, kültürel ve özsavunma alanında nereden nereye gelindi sorusuna ciltler dolusu cevaplar verilebilir. Sadece Bakurê Kürdistan’da değil, Başur, Rojava ve Rojhilat’ta yaşanan değişikliklerde bu mücadelenin büyük rolü olduğunu herkes bilmektedir. Eğer 15 Ağustos gerilla hamlesi olmasaydı Kürt ve Kürdistan’ın durumu ne halde olurdu? Ozan Emekçi, “Gerilla Olmasaydı” adlı eserinde, “gerilla olmasaydı Kürdün hâli nice olurdu” demektedir. Bu açıdan barış ve demokratik toplum sürecini değerlendirirken bu tarih görülmeden yapılan her değerlendirme basit ve yüzeysel kalır. Bu sürecin arkasındaki güç ve etki anlaşılmaz.
Kuşkusuz mücadelemizin tüm yılları zorlu geçtiği gibi barış ve demokratik toplum süreci de mücadele içinde geçecektir. Bu da bir mücadele sürecidir. Hem de geçen 50 yıldaki mücadeleden daha fazla yaratıcı olmayı gerektiren ve toplumun aktif olarak içinde olacağı bir mücadele dönemi olacaktır. Bazıları sanki sadece Rêber Apo’nun İmralı’da yapacağı görüşmelerle barış ve demokratik toplum sürecinin hedeflerine ulaşacağını sanıyorlar. Bunlar, en başta bu sürecin nasıl ortaya çıktığını, nasıl bir karakterde olduğunu görmeyenlerdir. Bu süreç oturup yapılan bir anlaşmayla başlamamıştır. Rêber Apo ve Özgürlük Hareketi için her zaman siyasal mücadele ve demokratik siyasal çözüm bir tercihti. Bunu her fırsatta ifade etmiştir. Ancak Türk devleti tüm Kürt direnişlerinde olduğu gibi şiddet kullanarak ezmeyi temel politika olarak belirlemiştir. Dünyada hiçbir direniş hareketine gerçekleştirilmeyen saldırılar yapılmıştır. Kimyasal silahlar dahil yasaklı ve termobarik silahlar kullanılmıştır. Gerilla alanlarına Vietnam, Filistin ve başka direniş alanlarına yapılan bombardımanın yüz katı bombalar yağdırılmıştır. Hiçbir savaş alanında Türk devletinin saldırısı sonucu gerçekleşen orman yangınları kadar yangınlar olmamıştır. Türk devleti sadece bu konuda yargılanırsa ağır suçlu olarak yaptırımlara uğrar. Kürt halkının özgürlük mücadelesini ezmek için görülmedik bir doğa düşmanlığı yapılmıştır.
Kürt düşmanlığı ikliminden beslenenleri ciddiye almamak gerek
Türk devleti dış destek alarak yaptığı bu saldırılardan sonuç alamayınca çatışmasızlık süreci başlatmak istemiştir. Türk devletinin, Kürt direnişlerini zorla ezme politikası ilk defa sonuç almamıştır. Kürt önderlerinin idam edilmesi akıbeti kırılmış, idam sehpasından masaya gelinmiştir. Bunun büyük değerini anlamayanlar Kürt sorununun gerçeğinin farkında olmayanlardır. Kürt liderleri ile ilgili kaderi tersine çeviren tabii ki Rêber Apo’nun liderlik tarzı, Özgürlük Hareketimizin direnişi ve halkımızın bastırılamayan mücadelesi olmuştur. Kürt Özgürlük Hareketi’nin 53 yıllık kesintisiz mücadelesinin yarattığı sonuçları görmeyenler Kürt sorunundan da Kürt halkının mücadelesinden de bir şey anlamayanlardır. Bu açıdan barış ve demokratik toplum sürecinde Rêber Apo ve Özgürlük Hareketi’ne yönelik karalama yapanları ciddiye almamak gerekir. Bunlar PKK ve Apo karşıtlığı temelinde boş konuşanlardır. Türkiye’de PKK ve Apo karşıtlığı yapanların Kürtler içindeki yüzüdür. Zaten Türkiye cephesindeki Apo ve Kürt düşmanlığı ikliminden beslenenlerdir.
Bu savaş sonucu ne Kürt Özgürlük Hareketi ne de Türk devleti bir zafer elde etti. Ancak başarısız kalan Türk devleti ve başarılı olan ise Kürt halkının özgürlük mücadelesi olmuştur. Bu açıdan Türk devleti içindeki bazı kesimlerin ‘yendik’ söylemleri ya da bazı kesimlerin ‘PKK yenildi’ yaklaşımları siyasi değeri olmayan ve gerçeği yansıtmayan söylemlerdir. Bu süreçte Kürtlerin eli zayıf değildir. Türkiye de bu sorunu çözmeden geleceğini öngöremez. Bu açıdan mücadele ve müzakerenin iç içe geçtiği, Kürtlerin yasa ve hukuk içine alınacağı bir süreç olacaktır. Zaten süreç bu hedef doğrultusunda ilerlemezse sonuç alamaz ve tıkanır. Esas olarak kaybeden de Türkiye olur. Türk devleti de bunun farkındadır. Ancak çözüm konusunda hala netleşmiş bir politika ve projesi olmadığından iradeli, kararlı ve sorunu çözen bir pratikleşme ortaya koyamıyor. Bu da gösteriyor ki, sorunun çözümünün nasıl olacağını süreç içindeki mücadele ve müzakere belirleyecektir. Bu açıdan bu süreçte mücadelenin aksatılmadan sürdürülmesi önemlidir.
Demokratikleşme olmadan Kürt sorunu çözülemez
İlk önce Kürt toplumunun her yerde örgütlü hale gelmesi gerekiyor. Bu örgütlülüğün de demokratik toplum olarak gerçekleşmesi önemlidir. Demokratik olmayan örgütlenmeler güçsüz ve mücadele etmeyen bir karakterde olur. Demokratik toplum en güçlü biçimde de komünlere dayalı toplumdur. Dolayısıyla bu süreçte toplumun etkili ve müdahil olması buna bağlıdır.
10 Ağustos’ta çıkan sadece bir başlangıç yasasıdır. Bu yasanın başlangıç olabilmesi için de hem demokratikleşme mücadelesinin çok boyutlu verilmesi hem de demokratikleşmeyi gerçek biçimde sağlayacak olan Kürt halkının temel demokratik taleplerinin sürekli gündemleştirilmesi gerekir. Demokratikleşme olmadan Kürt sorunu çözülemez. Kürt sorununun çözümünü içermeyen bir demokratikleşme de olamaz. Bu bakımdan iç içe geçmiş iki temel konudur.
Türkiye’de anlama farklılıkları olsa da hem siyasal yelpaze hem de toplumun çoğunluğu demokrasi istiyor. Bunun için demokratikleşmeden söz ediyor. Bu açıdan çok az bir kesimin itiraz edeceği demokratikleşmeyi gündemleştirmek önemlidir. Bu dönemde bundan başka gündemleştirmeler bir gündem saptırması olur. Demokratikleşme mücadelesini, bunun için ittifakları ve örgütlenmeleri teşvik etmek gerekir. Böyle bir gündemleşme Türkiye toplumu içinde büyük destek görür, bu da siyasal partilere ve karar alıcılara yansır. Bu açıdan demokratikleşme mücadelesi bu dönemde çok önem kazanmıştır. Sosyalistler başta olmak üzere demokratik güçlerin demokratikleşme mücadelesi yürütmeleri tarihi önemdedir. Sosyalist ve demokrat olmak bu sorumluluğu yerine getirmekle mümkündür. Kürt sorununda çözüm anlayışı olmayanlar ne sosyalist ne de demokrat olabilirler.
Kürt ve Alevi sorununu çözmüş bir Türkiye’nin çehresi değişir
Demokratikleşmenin içi Kürtlerin varlığı ve hakları ile doldurulursa gerçek demokratikleşmeden söz edilebilir. Bu açıdan Kürt halkı ve Aleviler başta olmak üzere Türkiye’nin demokrasi güçleri Kürtlerin yasa ve hukuk içine alınması ve temel haklarının kabulü konusunda çaba göstermelidir. Kürt halkının taleplerini demokratikleşme mücadelesinin parçası olarak sürekli dillendirmelidirler. Türkiye’nin önüne demokratikleşme konusunda tarihi bir fırsat çıkmıştır. Demokratikleşme mücadelesi tüm demokrasi güçleri ile ortak hareket ederek yürütülürse Türkiye’yi yeni bir siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik döneme sokma fırsatı değerlendirilmiş olur. Türkiye’nin çehresi birden değişir. Sadece Kürt sorunu değil, Alevi sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin çözülemeyen tüm sorunları çözülür. Rêber Apo’nun belirttiği gibi Türkiye Ortadoğu’nun demokratikleşme öncüsü haline gelir. Kürt ve Alevi sorununu çözmüş bir Türkiye böyle bir güce ulaşır.
Yasa sonrası süreç nasıl işleyecek?
Türkiye’de bir başlangıç olan yasa çıktı. Sonrasında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın başında olduğu kurulun 4 alt kurulu oluşturuldu. Bu kurullardan biri de silahsızlanma ve siyasallaşma komisyonudur. Rêber Apo da bu kurulda olacak. Konumu gereği bu kurul Rêber Apo’nun sorumluluğunda çalışmalarını yürütecek. Bu yasanın nasıl pratikleşeceği bu kurulda yapılacak tartışmalarla belirlenecek. Bu yasa esas olarak silahsızlanmayı esas almıştır. Türkiye’ye karşı silahlı mücadele sonlandırıldı. 2 yıla yakındır hiçbir çatışma olmadı. Silahsızlanma konusunda genel bir mutabakat var. Ama bunun nasıl olacağı daha da önemlidir.
Silahsızlanmanın esas hedefi demokratik siyasal mücadelenin engelsiz yapılacağı bir siyasi ortam ve Kürt sorununun demokratikleşme çerçevesinde çözümüdür. Kürtler yasa ve hukuk içine alınmadan demokratik siyasal mücadele yürütmek mümkün değildir. Bu açıdan silahsızlanmanın da adım adım gerçekleşeceği anlaşılmaktadır. Demokratik siyasal mücadelenin düşünce ve örgütlenme özgürlüğü temelinde engelsiz yapılma durumu netleşmeden silahsızlanmanın tamamlanması sürecin karakterine uygun değildir. Hatta süreci sabote eden bir durum ortaya çıkarır. Bunu biraz siyasal bilinci olan herkes bilir. Bu yasayı hazırlayanların da bilebileceği bir durumdur.
Silahsızlandırma ve siyasallaşma kurulunun oluşmasıyla Rêber Apo’nun çalışma koşulları artacaktır. Rêber Apo’nun gazetecilerle, aydınlarla, kimi sivil toplum örgütleriyle, yine siyasi parti temsilcileriyle diyalog içinde olması bu koşulların değişmesinin doğal sonucu olacaktır. Yine Hareket Yönetimimizle İmralı arasında düzenli bir ilişki kurulacaktır. Yoksa bu sürecin ilerletilmesi mümkün değildir. Şimdiye kadar Rêber Apo ile görüşmeler ve müzakere oluyordu. Bundan sonra hem Rêber Apo hem de Hareketimizle ilişkiler olacaktır. Özcesi Rêber Apo’nun aktif olarak devreye girmesiyle süreç yeni bir aşamaya geçmiş olacaktır. Başlangıcın ilk sonuçları böyle olacaktır. Rêber Apo, aktif çalışır ve çok yönlü ilişki kurar hale geldiğinde sürecin karakterinin ne olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Rêber Apo gerçek demokrasinin olacağı sürecin ideolojik ve siyasi çizgisini ortaya koyacaktır. Bunun uygulanmasının gerçekleşeceği yol ve yöntemin pratikleşmesini de sağlayacaktır. Rêber Apo şimdiye kadar yaratıcı yol ve yöntemlerle süreci bu noktaya getirdiği gibi sonuca götürülmesini de yaratıcı önermeleriyle sağlayacaktır. Rêber Apo siyasal mücadele stratejisini siyasi zekasıyla başarıya ulaştıracak, Kürt sorununun çözümü temelinde demokratik Türkiye hedefini gerçekleştirecektir.
Şehit analarının gösterdiği duruş sürecin başarısının güvencesidir
Kuşkusuz demokratik Türkiye kendiliğinden gerçekleşmeyecektir. Eğer Kürt halkının ağır bedeller ödeyerek yarattığı değerler ve özgürlüğü için savaşan ve mücadele eden bir Kürt halkı yaratılmasaydı tabii ki Rêber Apo’nun bugün yürüttüğü süreç de gerçekleşmezdi. Şehitler bu sürecin ortaya çıkmasında belirleyici rol oynamışlardır. Bugünlerde Kürdistan’ın her yerinde ve Türkiye’de şehitlerin anmalarının yapılması bu süreci daha anlamlı hale getirmiştir. Şehit ailelerinin başımız dik, demeleri biz “biz bu süreci başımız dik ve onurlu biçimde başarıya götüreceğiz” demektir. Böyle fedaileri olan, on binlerce şehidi olan bir halk artık özgür ve demokratik yaşam dışında bir yaşamı kabul etmez. Bu şehit anmaları hem tüm halkımız için bir mesajdır hem de şimdiye kadar Kürt halkının özgürlük mücadelesini şiddetle ezmek isteyenlere mesajdır. Özgürlüğü için savaşan bir halk yaratıldığının en büyük kanıtı şehit analarının gösterdiği duruştur. Bu, tüm Kürt analarının duruşudur. İşte bu duruş Rêber Apo’nun yürüttüğü barış ve demokratik toplum sürecinin başarısının güvencesidir. Bu anaların ortaya koyduğu özgür ve demokratik yaşam temelli barıştır, başka seçenek de yoktur. Rêber Apo işte böyle bir sonucu yaratacak bir sürecin önderliğini yapmaktadır. Rêber Apo’nun yürüttüğü bu sürecin sonunda tüm Kürdistan halkı, Türkiye ve Ortadoğu kazanacaktır.