YAŞAMDA VE ÇALIŞMADA KOMÜNAL OLMAK

Duran Kalkan

ekleyen Komînal

Komün sadece var olanı eşit ve adil paylaştırma işi değildir; bundan daha önce kolektif temelde çalışma ve yeni değerler üretme işidir. Bir komün ürettiği kadar güçlü ve etkili olur ve de toplumsal yaşamda yer eder. Varlığını da ancak üretimiyle sürdürür, yani öz güce dayalı bir sistemdir. Yaşamda komünal ve çalışmada kolektif olmak işin özünü ifade eder.

Önder Apo, ‘toprağın, suyun ve enerjinin komünleştirilmesi’ diyerek en genel olanı ortaya koymuştur. Buna göre, her yerin somut durumu dikkate alınarak ve en uygun olandan başlanarak komünleşme çalışmasını geliştirmek gerekir. Komünleşmenin başlangıcı var, ama sonu yoktur; yaşamın sonsuz zenginliğinde komünleşme çalışması sürüp gider.

YAZIYI KÜRTÇE OKU

Marks ve Engels, 19. Yüzyılın ortasında yazıp yayınladıkları Komünist Manifesto kitabına “Avrupa’da bir heyula dolaşıyor; komünizm heyulası” cümlesiyle başlamışlardı. Bir hırsızlık ve soygun düzeni olan kapitalizm, iktidar ve devlet sisteminde egemenliğini kurduğu dönemde komün düzeninden işte böyle korkmuştu. Toplumsal yaşamda komünalite işte bu denli etkiliydi.

Şimdi Önder Abdullah Öcalan’ın Mayıs 2025’te taslağını hazırladığı ve düzenlenerek “Demokratik Komünal Toplum Manifestosu” adıyla 2026 baharında Türkçe olarak basılan, yıl sonuna kadar Almanca ve İngilizce olarak da basılması öngörülen kitapla birlikte “Komün” tartışması yeniden gündeme gelmiş bulunuyor.

Gerçi şimdi yaklaşık iki yüzyıl öncesinde olduğu gibi, yeniden bir “Heyula”dan söz edilmiyor. Küreselleşen ve çok derin bir kriz-kaos içinde bulunan kapitalist modernite, belli ki tüm bunlara rağmen kendini daha az tehlikede görüyor. Kuşkusuz bunda reel-sosyalizmin yıkılışının çok önemli ve hatta belirleyici payı var. Bu nedenle, sermaye sisteminin sözcüleri tarafından, Önder Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği yeni komün teorisi çok hayali, ütopik ve gerçekleşemez olarak görülüyor. Söylemde böyle olsa da 28. yılında İmralı soykırım sisteminin hala sürdürülmesi ve Önder Abdullah Öcalan’ın ısrarla bu sistem içinde tutulması, aslında sermaye sisteminin içten içe duyduğu derin korkuyu da ortaya koyuyor.

Aslında Önder Abdullah Öcalan’ın komünü bu denli gündemleştirmesi pek yeni de değil. Demokratik Modernite Paradigması’nı geniş olarak izah ve ifade ettiği beş ciltlik “Demokratik Toplum Manifestosu” genel adıyla yayınlanan savunmalarında da komünal sistemi tüm yönleriyle tanımlamış ve demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü toplum paradigmasının temeli yapmıştı. Demokratik Konfederalizm Sistemi’nin esas olarak komünaliteye dayanacağını belirtmişti. Ancak yirmi yıl önce bu temelde belli bir arayış ve tartışma olduysa da pratikteki başarısızlıklar sonucunda giderek bundan uzaklaşma yaşandı. Bu durumu da çok yönlü eleştiren yeni Manifesto ile komün tartışması yeniden gündeme gelip alevlendi.

Önder Abdullah Öcalan’ın komüne dayalı demokratik sosyalist teorisine eleştiriler daha çok kendine “Sosyalist” ve hatta “Komünist” diyen çevrelerden geliyor. Tarihi salt sınıf mücadelesi ve sosyalizmi de işçi sınıfı diktatörlüğü olarak tanımlayan bu zihniyet, hem tarih tezi olarak ve hem de doğru sosyalist gelecek olarak komünü esas almayı kendisi için adeta bir tehlike görüyor. Hem kendine “Komünist” diyor ve hem de komünü esas almadığı gibi, esas alınmasını da eleştirmeye çalışıyor. Zannediyor ki kendinin yaşadığı çelişkiler görülemez ve de eleştirilemez. Oysa durumu, deve kuşu misalinde olduğu kadar açıktır.

Önder Abdullah Öcalan’ın yeni Manifesto ile komünü yeniden bu denli gündemleştirmesine dönük esas zarar verici yaklaşım ise Kürt Özgürlük Hareketi’nin içinden ve çevresinden geliyor. Kuşkusuz Önder Apo belirttiği için, hiç kimse açıktan söz konusu düşünceleri ve de komünü reddetmiyor; ancak içini boşaltarak reddetmekten de kötü yapıyor. Öyle ki dilden dile bir ‘Komün’ kelimesi dolaşıp duruyor. Neredeyse var olan bütün örgüt ve kurumların adı değiştirilip ‘Komün’ yapılacak. Neredeyse insanlar bile adlarını komün olarak değiştirecek. Şimdi Kürt toplumu içinde “Komün” kelimesi işte bu denli revaçta olan bir kelime. Ancak ne yazık ki çok büyük çoğunlukla içeriği anlaşılmadan ya da boşaltılarak kullanılıyor. Bir kişi veya kurum sonuna kadar bireyciliği ve özel mülkiyetçiliği yaşıyor, ama adını komün yapmaktan da geri durmuyor. Kısaca ‘Komün’ deniyor, ancak komün dışında her şey yapılıyor ve de yaşanıyor. Durum işte bu denli vahim bir düzeyde.

Aslında bu satırları da esas olarak bu nedenle yazıyoruz. Çünkü, eğer komün doğru ve yeterli anlaşılmadığı için bu yapılıyorsa, belli ki durum vahim demektir. O zaman doğru ve yeterince anlaşılmayı sağlayacak çalışmaların yapılması gerekir. Yok eğer bilinerek ve bir eğilim olarak bu durum yaşanıyorsa, o zaman durum çok daha vahim demektir ki, bu durumda da doğru ve başarılı bir ideolojik mücadele yürütmek gerekir. Geçen yirmi yıl bir yönüyle böyle geçmiştir. Şimdi bunun özeleştirel sorgulaması temelinde bir düzeltme yapıyor, değişim ve dönüşüm yaşıyoruz ki, o halde en başta bu durumu aşmamız ve düzeltmeyi burada yapmamız gerekiyor.

 

Demokratik toplumun kök hücresi

Bildiğimiz kadarıyla komün kavramı en yoğun olarak Kürtçe ve Fransızca dillerinde kullanılıyor. Yani Aryenik kökenli bir kavram, Hint-Avrupa Dil Grubu’nun bir kavramı oluyor. Türkçe karşılığı olarak, kom-komün kavramları topluluk anlamına geliyor. Kombûn kavramı toplanmak, toplu olmak anlamındadır. Komünal ve komünalist ise toplu olan, ortaklaşan olarak ifade edilebilir. Komünalizm de toplulukçuluk, topluluğu topluma dönüştürürsek toplumculuk olarak tanımlanabilir. Türkçe karşılık olarak sosyalizmle eş anlamlıdır. Demek ki demokratik sosyalizm ile demokratik komünalizm eş anlamlıdır. Komün çalışması topluluk çalışması, komün örgütlemesi topluluk oluşturma demektir.

Kapitalist liberalizmin tüm çarpıtmalarına karşın, insan toplumsal bir varlıktır. Toplumsal olması bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluktur. Yaşayabilmesi, bir topluluk içinde olmasına bağlıdır. Bu bakımdan, bir tür olarak insanın varoluşu ve gelişimi topluluk temelinde olmuştur. İnsan varlığının ve yaşamının kökeni komünaldir. Doğal toplumu oluşturan klan ve kabile sistemi komün toplumu olmayı ifade eder. Bir kök hücre olarak komünal yapı toplumsal gelişme içinde hep var olmuş ve varlığını korumaya çalışmıştır.

Kısaca tarihsel toplumda önce komün vardı. Klan ve kabile toplumu bir komün toplumuydu. Bu gerçeği saptırılmış liberalizm dışında herkes kabul ediyor. Örneğin Marksizm bu durumu “İlkel komünal toplum” olarak tanımlıyor. Buradaki ‘ilkel’ kavramı maddi-teknik açıdan gelişmemişlik anlamına geliyor. Toplumsal gelişmeyi ekonomik yapıyla izah eden bakış açısı açısından anlaşılır bir durumdur. Burada önemli olan, insan varoluşunun komünal karakterini ortaya koymuş olmaktır.

Marksist sosyal bilim, komünal toplumdaki yarılmayı sınıf oluşumuna bağlamaktadır. Şehir zemininde gelişen sınıflaşmaya dayalı olarak devletleşme ortaya çıkmıştır. Engels buna aileyi ekleyerek derinlik kazandırmaya çalışmışsa da yeterli bir izah ortaya çıkartamamıştır. Yeni bulgu ve bilgilere de dayanarak yeni bir tarihsel tezi Demokratik Komünal Toplum Manifestosu’nda Önder Abdullah Öcalan geliştirmiştir. Anacıl komün toplumundaki yarılmayı, erkek avcı kulübünün oluşumuna bağlayarak sınıflaşmadan çok eski dönemlere kadar götürmüştür. Erkek avcı kulübünden oluşan binlerce yıllık kastik katil sisteme dayanarak iktidar ve devlet sisteminin geliştiğini ve sınıflaşmanın buna eklemlenip güç verdiğini ortaya koymuştur.

Artık 15 bin yıllık tarihsel toplumun komün ve devlet ikileminden ve mücadelesinden oluştuğunu biliyoruz. Giderek devletleşen kastik katil sistem, kadın köleliğine dayalı aile yapılanmasıyla komünaliteyi eritmeye ve yok etmeye çalışmıştır. Çok cariyeli hanedanlık sistemlerinden günümüzün erkek egemen aileciliğine kadar kendi esas dayanağını yaratmıştır. Devlet ve aile kıskacında komün toplumu sürekli aşındırılırken, komünal değerler bu baskı ve saldırılara karşı hep direnmiştir. Günümüzün demokratik toplumu işte bu direnişlerin yaratımıdır.

Burada esas olarak üzerinde durmak istediğimiz husus şudur: İktidarcı ve devletçi sistemin kök hücresi günümüz erkek egemen aile yapısıdır. Önder Apo, bu aileyi küçük birer devlet ve iktidar olarak tanımlamıştır. Buna karşılık demokratik toplum sisteminin kök hücresi de komündür. Bu konuda yanlışa düşmemek gerekir. Devlet ve iktidarın kök hücresi olan aile, aynı zamanda demokratik toplumun da kök hücresi olamaz. Fakat birçok çevre böyle anlamakta ve böyle anlaşılması için de çalışmaktadır. Mevcut aile ancak demokratik dönüşüm yaşayarak ve bir komün ailesi haline gelerek, komün içinde yer alarak demokratik topluma hizmet edebilir. ‘Erkek’ komün erkeği, ‘kadın’ komün kadını, ‘çocuklar’ komün çocuğu olursa söz konusu dönüşüm gerçekleşir.

Açık ki bu konuda önemli bir kafa karışıklığı yaşanıyor. Birçok söylem ve yazı, olduğu gibi aileyi demokratik toplumun kök hücresi sayıyor, yani bir komün konumunda ifade ediyor. Böyle olunca, komünün ne olduğu tam anlaşılamıyor. Eğer demokratik toplum mevcut aile üzerinde yükselecekse ve mevcut sistem değişmeyecekse, o zaman komünün anlamı ve yeri ne olacak? Kısaca iktidar ve devlet sisteminden kopamamanın ve komün yaşamına ve örgütlülüğüne yönelememenin altında yatan çok önemli bir neden işte bu oluyor. O halde komünü doğru anlamak ve devletin kök hücresi olan mevcut aile gerçeğini yeterince eleştirip aşabilmek gerekiyor. Dikkat edilirse, devletçi sistemden demokratik topluma dönüşümün en önemli yanı, temeli burada gerçekleşiyor.

 

Sorumlu ve örgütlü yaşam

Karl Marks, Paris Komünü üzerine değerlendirmelerini “Komünün bayrağında ‘Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre’ yazılıydı” cümlesiyle özetliyor. Kuşkusuz bu cümlede komünün ekonomik boyutuna ilişkin önemli bir yaklaşım var. Komün felsefesini ve temel ideolojik ilkesini ortaya koyuyor.

Buradan yola çıkarak komün için bazı önemli şeyler söyleyebiliriz. Öncelikle komünün bir ortaklaşma, dayanışma, paylaşım olduğunu biliyoruz. Yine komünün bireylerden ve onların katılımıyla oluştuğunu da biliyoruz. Peki bir birey komüne nasıl katılıyor? Komüne karşı görevleri ve sorumlulukları nelerdir? Benzer bir biçimde, komün birey açısından ne ifade ediyor? Komünün bireye karşı görev ve sorumlulukları neler? Belli ki konuyu söz konusu bu sorular çerçevesinde düşünüp değerlendirmemiz gerekiyor.

Önce ortaklaşma, paylaşım, dayanışma kavramları üzerinde duralım. Dikkat edilirse söz konusu bu kavramlar geneldir ve sadece demokratik komüne ait kavramlar değildir. Örneğin sermaye sisteminin de ortaklaşması, paylaşımı ve dayanışması vardır. Devlet sistemi, iktidar paylaşımı, holdingleşme ve benzerleri bunun somut örneğidir. Peki demokratik komün gerçeğinden bunları ayıran temel hususlar nelerdir? Çok açık ki, sermaye düzeninde söz konusu kavramların özünü kâr, sömürü, tahakküm temelindeki ortaklaşma, paylaşım ve dayanışma oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu durum aslında söz konusu kavramların kirletilmesi, özlerinden saptırılması ve hırsızlığın gizlenme çabası olmaktadır. Bunları demokratik komünalite ile mukayese etmeye çalışmak bile anlamsızdır.

Ancak ‘Salt eşitlikçilik’ denen ve küçük-burjuva eğilim olarak tanımlanan ortaklaşma, paylaşım ve dayanışma da söz konusudur. Örneğin bir komünal ortaklaşma yapılıyorsa, buna herkesin eşit değerle katılımı öngörülmektedir. Yani herkes aynı değeri katacak, herkes aynı saat çalışacak, herkes aynı işi yapacak gibi! Yine sonuçtaki paylaşımdan herkes aynı miktarda alacak; örneğin aynı ölçek ürün, aynı sayıda hayvan, aynı miktarda maaş vb. gibi! İyi bilelim ki, bütün bunlar da komün kavramı içinde ele alınıyor; hatta bunların daha adaletli ve eşit olduğu savunuluyor. Dikkat edilirse, K. Marks’ın komün tanımlaması böyle değildir. Fakat örneğin Sovyetler Birliği’nde bazı yönleriyle buna benzer bir sistem ortaya çıkartılmıştır. Önder Apo, bu durumu “Firavun sosyalizmi” olarak tanımlamıştır. Kölelikte eşitlik sistemi olarak eleştirmiştir. Ancak komüne dönük benzer anlayışlar farklı düzeylerde de olsa içimizde de görülmektedir. Salt eşitlikçi küçük-burjuva yaklaşımın etkileri bizde de yaşanmaktadır. Yine kadını erkeğe eşitleyen yanlış yaklaşımlar da fazlasıyla görülmektedir. Dahası komünü üreten değil de sadece tüketen, tüketmede eşitlik olarak ele alan yaklaşımlar da az değildir. Örneğin düşünce Önder Apo’dan hazır alınmakta, onu daha da geliştirmek için çalışmak yerine ezbere tekrarlayarak tüketmek bir devrimci çalışma sanılmaktadır. Yine örgütten maddi imkânlar, para, erzak, kadro, savaşçı hazır olarak alınmakta, komün yaşamı bunların tüketilmesi olarak görülmektedir. Bunlar az olunca da örgüte yönelik şikâyet ve rahatsızlık geliştirilmektedir.

Kuşkusuz salt eşitlikçi küçük-burjuva yaklaşımı, farklılıkları gözetmediği için doğru değildir. Çünkü kadını erkeğe, yoksulu varlıklıya göre ele almaktadır. Açık ki demokratik sosyalizm ya da demokratik komünalizm böyle bir özgürlüğü ve eşitliği esas alamaz; komün felsefesini ve ideolojisini buna göre oluşturamaz. Ekonomik açıdan Marks’ın ortaya koyduğu yaklaşım ve ölçü önemlidir. Herkesin gücüne ve yeteneğine göre komün yaşamına ve çalışmasına katılması demokratik sosyalizmin temel yaklaşımlarından biridir. Kaba bir bakışla eşitliğin ihlali gibi görünen bu yaklaşımın, toplumsal hakikat derinliğine incelendiğinde doğru, yani özgürlükçü ve eşitlikçi olduğu görülecektir. Ancak böyle bir yaklaşımdan en güçlü çalışma ortaya çıkar ve insanların birbirine güveni ve dayanışması pekişir. Herkesin aynı güç ve yetenekte katılımını öngörmek, en zayıf olana göre bir katılımı ortaya çıkartacağı için hem çalışmanın verimini düşürür ve hem de gücü ve yeteneği olanları bireyci çalışmaya yöneltir. Tabi üretim az olunca da kullanımda yeterlilik ortaya çıkmayabilir. Herkesin gücü ve yeteneği ölçüsünde komüne katılıp çalışması komünde tam bir birlik ve yeterli üretim ortaya çıkarır ki, bu da kullanım ihtiyacını karşılayacak sonucu verir.

Benzer bir biçimde, komünal üretimden herkesin ihtiyacına göre alıp kullanması ilkesi de çok önemlidir. Kaba bir bakış, bazısı çok bazısı az alacağı için eşitlik olmaz diyebilir. Ancak herkes ihtiyacı olanı alacağı için herhangi bir maddi yaşam sorunu kalmaz, dolayısıyla eşitlik burada, yani herkesin ihtiyacının karşılanmasında sağlanır. Esas komün ruhuna ve ilkesine aykırı olan, herkesin aynı düzeyde almasıdır. Örneğin bir komün üyesinin o anki ihtiyacı aldığından daha fazla olursa, bunu alamamış olduğu için de ihtiyacını karşılayamaz, yani aç ve imkânsız kalır. Yine ihtiyacı olandan fazlasını alan bir komün üyesi, aldığını kullanmayacağı için sermayeye dönüştürebilir.

Bu açıdan demokratik komünün ekonomik boyutunu “Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” ilkesiyle tanımlayabiliriz. Bu hem komün felsefesine ve hem de ideolojisine uygundur. Herkesi güçlendiren ve yücelten doğru bir ortaklaşma, paylaşım ve dayanışma durumu ortaya çıkartır. Böyle bir komün sisteminde hiç kimse aç, yoksul ve açıkta kalmaz. Var olan ortaklaşma, dayanışma ve paylaşım herkese ihtiyacını kazandırır. Ancak bu, demokratik komünün sadece ekonomik boyutudur. Marksizm, toplumsal yaşamı sadece ekonomik temele dayandırdığı için, bu tanımlama yeterli görülmektedir. Oysaki toplumsal yaşamın bundan öteye önemli ve temel oluşturan boyutları da vardır. Toplumsal yaşam maddi olduğu kadar manevidir de. Bu bakımdan Marks’ın tanımlaması dar ve yetersizdir, ekonomik indirgemeciliği ifade etmektedir. Halbuki demokratik komünün bunun ötesinde başka önemli boyutları da vardır.

Bir kere, komün sadece var olanı eşit ve adil paylaştırma işi değildir; bundan daha önce kolektif temelde çalışma ve yeni değerler üretme işidir. Bir komün ürettiği kadar güçlü ve etkili olur ve de toplumsal yaşamda yer eder. Varlığını da ancak üretimiyle sürdürür, yani öz güce dayalı bir sistemdir. Yaşamda komünal ve çalışmada kolektif olmak işin özünü ifade eder. Dolayısıyla öz güce ve öz yeterliliğe dayanmayan anlayışlar doğru değildir. Yine komün yaşamını sadece hazırın tüketilmesi olarak ele alan yaklaşımlar da doğru değildir. Zaten gerçekte böyle bir yaşam olmaz, çünkü hiçbir şey hazır bulunmaz. Böyle bir durum güncel olarak bizde ortaya çıkmıştır ve yanılgılı şeylere dayandığı için geçicidir. Aslında ne örgüt ve ne de komünal sistem gerçeğine uygundur. Bazı şeylere dayalı olarak ucube denecek bir tarzda ortaya çıkmıştır ki, yakın zamanda tümden yok olmak zorundadır.

Diğer yandan, komünal sistem büyük bir sorumluluk, bilinç ve örgütlülük gerektirir. Özgürlük Hareketimizde ortaya çıkan fedai düzeyi bu gerçekliği iyi ifade etmektedir. Kısaca komüne katılım gerçek anlamıyla fedaice olmak durumundadır. Bir fedainin sahip olduğu sorumluluk duygusu, bilinci, cesareti, fedakârlığı ve örgütlülüğü her komün üyesinde de bulunmak zorundadır. Komünal yaşam ve kolektif çalışma ancak bu temelde gerçekleşir. Bu anlamda komün, ortak duygu dünyası, yaşam felsefesi ve toplumsal aidiyet bilincidir. Bir yaşam, örgütlenme ve çalışma tarzıdır. İyilik, doğruluk, güzellik ve özgürlük temelinde yaşamı tekrar tekrar üretmektir. Komünleşme umutlu olma ve yanındakini hissetme demektir. Ancak hayali ve ihtiyacı olanlar komünleşebilir. Kaba materyalizmin aşırı realist ve maddiyatçılığı komün gerçeğine terstir. Yine komünü aşırı idealize etmek de kavramın içini boşaltıp canlılığını yok etmektedir. Komün yaşamda, çalışmada ve yönetimde doğrudan demokrasiyi ifade eder. Kısaca komün demek, doğrudan demokrasi ve demokratik toplum demektir.

Bunlarla birlikte, Marks’ın tanımına eklenecek daha önemli hususlar vardır. Şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir ki, komün toplumu anacıl toplum demektir. Bu gerçeklik insanlığın var oluşunda da böyleydi, bugün de böyledir, gelecekte de hep böyle olacaktır. Gerçek anlamda komünal yaşam özgür kadın etrafında şekillenecektir. Her türlü eşitlik özgür kadın çizgisine ve gerçeğine göre olacaktır. Çünkü özgür yaşam, özgür kadın etrafında oluşan yaşamdır. Bu nedenle, komünalitenin geliştirilmesinde kadın özgürlük çizgisindeki eğitim ve buna dayalı kadın öncülüğü esastır. Kadın özgürlüğünü öngörmeyen ya da kadını erkeğe, erkek sistemine benzetip eşitleyen yaklaşımlar demokratik komünü ortaya çıkarmazlar; çünkü özgürlüğü ve farklılıklara dayalı eşitliği esas almamaktadırlar. Bu bakımdan komünleşme çalışması aynı zamanda kadın özgürlük çalışması, kadının örgütlenme çalışması demektir. Her türlü erkek egemen zihniyet ve sisteme karşı kadın özgürlük çizgisinde mücadele etmeyi ifade eder.

Benzer bir yaklaşımı doğayla uyum noktasında da ortaya koyabiliriz. Demokratik komün sistemi doğayla tam uyumlu bir sistemdir. Endüstriyalizmin doğa kırımına karşı toplumsal ekolojik duruşu ve mücadeleyi ifade eder. Her komünün ekolojik yaklaşımı ve duruşu mutlaka olmak zorundadır. Komünleşmenin ekolojik boyutu, ekonomik ve siyasi boyutundan daha önce gelir. Komünal zihniyetin oluşmasında en temel bilinç ekolojik bilinçtir. Bu bakımdan, demokratik sosyalizm, komünün ekolojik boyutunu en öncelikli boyutlardan biri olarak ele alır.

 

53 yıllık komünal yürüyüşün dersleri

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan öncülüğünde Kürt Özgürlük Hareketi’nin 53 yıllık komünal yürüyüşü, komün örgütlenmesi konusunda tarihi öneme sahip büyük bir tecrübe birikimidir. Bu birikim, doğrusu, yanlışı ve eksiğiyle çok zengin dersler içermektedir. Komün örgütlenmesi üzerine tartışır ve bu konuda pratik yapmaya yönelirken, kuşkusuz bu derslerden de yararlanmak gerekir.

Öncelikle şunu belirtelim ki, PKK’de somutlaşan komünal yaşamın temelinde Önder Abdullah Öcalan’ın kişilik özellikleri vardır. Komünal yaşam, örgütlenme ve çalışma tarzı, ahlakı, politikası, yaratıcılığı ve özverisi tamamen Önder Apo’nun kişilik özelliklerinden ve bununla bütünleşen şehitlerimizin katkılarından oluşmuştur. 53 yıllık kesintisiz devrimci ve sosyalist yürüyüşünde Önder Apo, düşünce ve pratik olarak her şeyini Harekete ve halka vermiş, her şeyi yanındakilerle paylaşmış, kişisel hiçbir şey biriktirmemiştir. Bu durumu, “Bende biten ne varsa hepsini size verdim, benden daha ne istiyorsunuz?” sözleriyle açıkça ifade etmiştir.

Burada şu soru ortaya çıkıyor: Peki Önder Apo söz konusu bu özellikleri nereden ya da kimlerden aldı? Elbette bu sorunun yeterli cevabı büyük önem arz ediyor. Tarihsel yaşam süreci ve Önder Apo’nun söyledikleri ve yazdıkları incelenirse, Önder Apo’nun yeterli ve son derece açık cevaplar verdiği görülür. Bu konuda da Önder Abdullah Öcalan’ın annesiyle ilişki ve çelişkileri başta gelir. Yine köydeki aile ve köy yaşamı, kız-oğlan akranlarıyla ilişkileri belirleyici yer tutar. Yani kom-komün kelimesini yaratan Kürt toplumunun canlı kalan komünal özellikleri Önder Apo’nun komünalist kişiliğinin şekillenmesinde belirleyici rol oynamıştır.

Bununla birlikte komünalizme hizmet eden tarihsel hareketlerin deneyimlerini, dini, etnik, solcu ayrımı yapmadan incelemiş ve hepsinden bir şeyler almaya ve yararlanmaya çalışmıştır. Örneğin İslam Devrimi’ni tüm boyutlarıyla sürekli incelemiştir. Fransız Devrimi’nden sürekli dersler çıkarmaya çalışmıştır. Ekim 1917 Rus Devrimi’ni her süreçte inceleyerek Sovyetler Birliği ve gelişen ulusal kurtuluş hareketlerinin derslerinden yararlanmıştır. Bunlarda ortaya çıkan devletçi ve iktidarcı yanları eleştirerek, toplumcu olan yanları esas alıp kişiliğine yedirmiştir. Apocu komünalist kişilik tüm bunların sentezinden oluşmuştur.

Apocu ideolojik grup, bir aydın-gençlik grubudur ve esas olarak Ankara’daki yüksek öğrenim gençliği içinde doğup şekillenmiştir. Dolayısıyla komünalitesinin şekillenmesinde öğrenci gençliğin ruhu ve yaşamı belirleyici etki yapmıştır. Tahmin edileceği üzere bu yaşam, aile desteği, öğrenci bursları, kısmi çalışma ücretiyle beslenmiştir. Maddi gelir bakımından en alt sırada, yoksulluk sınırında bir yaşam söz konusudur. Ancak Apocu Gruba katılmak, öncelikle elinde olanı komüne vermek ve bunları herkesin ihtiyaca göre kullanması biçiminde gerçekleşmiştir. Giderek bu süreç, okuldan, aileden ve sistemden kopuş ile noktalanmıştır.

Dikkat edilirse, komünal yaşamın temellerinin atıldığı bu dönemde maddi imkân yok denecek düzeydedir. O halde, Apocu komünalite maddi imkân üzerinde, bunun bolluğu ve sürekliliği üzerinde şekillenmemiştir. Tam tersine azlığı, yokluğu üzerine, yani yoksulluk üzerine şekillenmiştir. Peki bu koşullarda Apocu komün neyle beslenmiş ki devam edip gelişme sağlamış? İşte en önemlisi bu sorunun cevabıdır ve bu cevap da ‘Maneviyat’ olmaktadır. Apocu komünleşmede en büyük birleştirici güç manevi etkiler, Kürt varlığına, özgürlüğe ve sosyalizme duyulan büyük bağlılık ve inançtır. Düşüncenin örgütleyici ve birleştirici gücüdür. Bunu da Önder Abdullah Öcalan geliştirip yaşadığı için, önder Apo’ya sarsılmaz bir inanç ve bağlılık ortaya çıkmıştır. Bu ortak ruh ve maneviyat, tarihin en büyük arkadaşlığını fedailik düzeyinde ortaya çıkarmıştır. Demek ki komünal yaşamın temeli ve belirleyici gücü maddiyat değil, maneviyattır. Apocu komünalitenin birinci ve en temel dersi budur. Kürdistan’da komün inşa etmeye çalışanlar öncelikle bu dersi doğru öğrenmek ve buna uygun hareket etmek durumundadır.

Apocu Grup, 1976 yılından itibaren Kürdistan’a dönüş hareketi geliştirerek yine öğrenci gençlik içinde çalışmıştır. Kürdistan’daki ilk grup şekillenmesi de esas olarak gençlik gruplaşmasıdır. Üç yıl içinde Antep’ten Ağrı’ya kadar yüzlerce öğrenci evinden oluşan bir gençlik örgütü ortaya çıkmıştır. Apocular, örgütlenme yerleri olan bu evlere “Komün Evi” diyorlardı. Bu evler hem yaşam yerleriydi ve hem de eğitim okulları ve yönetim karargahlarıydı. Her komitenin bu temelde örgütleyip işlettiği çok sayıda komün evi vardı. Kısaca komün yaşamı, Ankara’daki ilk ev olan ve Önder Apo ile Haki Karer ve Kemal Pir’in birlikte kaldıkları evde başladı. Komün yaşamı Önder Apo’nun grup oluşturmaya karar verdiği andan itibaren öğrenci evlerinde şekillendi.

PKK, böyle bir komünal yaşam, örgütlenme ve çalışma temelinde hayat buldu. Ajanlaşmış yapı, kurum ve kişilere karşı devrimci şiddet temelindeki mücadelenin her alanda yayılması, Hilvan ve Siverek direnişleri etrafında grubun kitleselleşmesi partiyi ortaya çıkardı. Dolayısıyla PKK, komünal yaşam ve kolektif çalışma temelinde şekillendi. Kürtler koma, komüne yabancı olmadıkları gibi, Kürt Özgürlük Hareketi de yabancı değildir ve ortaya çıkışından itibaren komünalite temelinde örgütlenip yaşamıştır.

15 Ağustos 1984 Atılımı temelinde gerillanın gelişimi de Kürdistan’da ciddi zorluklar içinde gerçekleşmiştir. Özellikle başta Vietnam olmak üzere diğer ülkelerin deneyimlerine benzemek istemiş, ancak bunların hiçbiri Kürdistan koşullarına uymamıştır. Sonuçta Kürdistan gerillası parti ölçülerini olduğu gibi yaşayan bir yapıda, yani komünal yaşayan ve çalışan bir yapıda şekillenmiştir. Komünal olmayan gerillacılık Kürdistan’da değil etkili olmak, varlığını bile koruyamamıştır. Dolayısıyla karşıt güçler tarafından gerillaya dayatılan orta yolculuk ve çetecilik, gerillada komünal ideolojiden sapmayı ifade etmiştir.

Kuşkusuz gerillanın Apocu komünaliteye kattığı çok önemli hususlar vardır. Bunlardan bir tanesi yaşanan fedailik gerçeğidir. Gerçi Apocu doğuşun ve çizginin özünde fedailik vardır ve partileşme ile zindan direnişi bu özü pratikleştirmenin önünü açmıştır. Gerilla da bunu tamamlamış ve fedailik çizgisini yaşamda ve mücadelede somutlaştırmıştır. Partileşmede Haki Karer’in kişiliği, zindandaki onur direnişinde Mazlum Doğan, Kemal Pir, Sakine Cansız ve Hayri Durmuş kişiliği, gerillada Egîd ve Zilan kişiliği fedailik çizgisinin sembolleri olmuştur.

Gerillanın Apocu komünaliteye kattığı diğer önemli husus, gerillalaşma temelindeki yaygın kadın katılımı ve kadın özgürlük çizgisinin geliştirilmesidir. Özgün kadın gerillalaşması, mücadelede kadın öncülüğünü ortaya çıkardığı gibi, aynı zamanda Apocu komünaliteyi de anacıl özüne kavuşturmuştur. Apocu komünalizmin gücü ve yenilmezliği esas olarak buradan kaynaklanmaktadır. Burada da Sara, Beritan ve Zilan’dan Delal ve Leyla’ya kadar uzanan binlerce kadın şehidin belirleyici etkisi vardır.

Bu katkılar yanında, gerilla komünalitesinin dar ve yetersiz yanları da vardır. Örneğin savaşın bir üretim aracına, yani kazanç kaynağına dönüştürülmesi, her an ideolojik ve örgütsel denetim uygulanmazsa her türlü çeteciliğe yol açabilmektedir. Yine savaş dışında üretimin olmaması, ciddi olarak darlık ve tek yanlılık etkeni olabilmektedir. Dahası herkesin üretime katılmaması, sadece tüketime dayalı bir komünal yaşam anlayışının ve alışkanlığının gelişmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla gerilla komünü, çoğunlukla, bir biçimde elde edilmiş olan lojistiğin eşit dağıtımı ve kullanımından ibaret hale gelmektedir. En önemlisi de böyle bir yaşam toplumdan kopukluğu ve giderek topluma yabancılaşmayı ortaya çıkarmaktadır. Topluma gittiğinde gerilladaki tarzı olduğu gibi sivil toplum yaşamına uygulama durumuna yol açmaktadır.

Çok açık ki, bütün bunların hepsini dört parça Kürdistan’daki ve yurt dışındaki kitle faaliyetlerinde yaşadık. En son Rojava pratiği, bu tür olumsuzlukların çok acı bir deneyimi oldu. Gerillada şekillenen kadronun toplumdan kopukluğu, sivil topluma gerilladaki gibi yaklaşımı, toplumsal üretim konusundaki bilgisizliği ve acemiliği, toplumu eğitme ve örgütleme konusundaki yetersizliği, bastırılmış olan bireyci ve maddiyatçı yaşam özlemleri ve tek yanlılığı çok yaygın bir biçimde açığa çıktı. Bunları önce Bakur, Başûr ve Avrupa’da, son on yıldır da Rojava’da ağır bir tarzda yaşadık. Gördük ki gerillada şekillenen komünalite sivil toplumu eğitip örgütlemek için yetersizdir. Çok ciddi bir eğitimden geçmeden kadroların gerilladan alınıp olduğu gibi toplumun içine gönderilmesi başarılı bir pratik ortaya çıkarmamaktadır. Toplumun komünal eğitimini ve örgütlenmesini gerçekleştirsin diye gönderilen kadrolar, toplumu komünalite içine çekmedikleri gibi, tersine kendi komünalitelerini de kaybedip en kötü bireyciler ve maddiyatçılar, özel mülkiyetçiler haline gelebilmektedir. Son 25 yılın en önemli derslerinden biri budur.

Son yirmi yılın diğer önemli bir dersi de KCK örgütlenmesi konusunda yaşanan hata ve yetersizliklerdir. Bir komünal sistem olan KCK örgütlenmesi komün temelinde tabandan geliştirilecekken, tıpkı parti merkeziyetçiliği gibi yapılarak üstten KONGRA-GEL ve meclisler temelinde geliştirilmek istenmiştir. Halbuki KCK Sözleşmesi’nde öncelik komünde ve taban örgütlenmesindedir. Toplum yaşamının farklı alanlarını içeren boyut örgütlenmeleri ve bu temelde oluşturulan komitelerin komün örgütlenmesi içerisinde gerçekleştirilmesi gerekir. Pratik ise bunların tersi olmuştur. Sözleşmeye rağmen, KCK örgütlenmesi üstten alta doğru yapılmak istenmiştir. Önce genel KONGRA-GEL ve Yürütme Konseyi, yine boyutları içeren genel komiteler örgütlenmiş, bunlar temelinde taban örgütlenmesine ulaşmak ve örgütlü toplum yaratmak için çalışılmıştır. Tabi böyle bir şey pratikte gerçekleşmemiştir. Tersine üstte ve toplumdan kopuk bir bürokratik yapı ortaya çıkmıştır.

Diğer yandan, komünal ideolojinin topluma götürülmesinde ve toplumun demokratik komün temelinde eğitilip örgütlendirilmesinde de tereddütler ve zayıflıklar yaşanmıştır. PKK’nin varlığı, komünal yaşam ve örgütlülüğün sadece PKK için, onun kadroları için geçerli olduğu gibi yanlış bir anlayışın ortaya çıkmasına hizmet etmiştir. Bundan da etkilenerek, kadrolar tarafından toplumun komünal eğitimine ve örgütlenmesine yönelimde çok ciddi bir zayıflık yaşanmıştır. Bunun sonucunda komünal temelde toplum eğitimi ve örgütlenmesi gelişmemiş, kitle çalışmasında cephe sürecinin tarzı esas olarak aşılamamıştır. Açık ki tüm bunların çok ciddi bir özeleştirel sorgulama ile aşılmasına, doğru dersler temelinde ciddi bir düzeltmenin yaşanmasına ihtiyaç vardır. Özellikle Demokratik Komünal Toplum Manifestosu ışığında Demokratik Komünler Birliği örgütlenmesine yönelirken böyle bir sorgulama ve ders çıkarma hayati önem taşımaktadır.

Belli ki hiç kendini eğitip yenilemeden ve sadece gerilla tecrübesiyle demokratik komünal toplum çalışmasına yönelmek doğru değildir. Bu tarzdaki yönelimlerin başarılı olmadığı, komünal çizgide toplumu eğitip örgütlemediği çok net bir biçimde ortaya çıkmıştır. O halde, Demokratik Komünler Birliği çalışmasına yönelirken, öncelikle Manifesto temelinde kadronun kendini eğitip yenilemesi, çok ciddi bir değişim ve dönüşüm yaşaması gerekir. Demokratik Komünler Birliği çalışmasında başarılı olabilmenin birinci şartı budur.

İkinci şartı ise, Demokratik Komünler Birliği çalışmasını, KCK’de olduğu gibi üstten alta doğru değil, alttan üste doğru, tabandan komün örgütleyerek üste komünler komününe doğru geliştirmektir. Öncelik tabanda, köyde ve mahallede komün örgütlemesindedir. Dönemin en temel örgütlenme biçimi komün örgütlemesidir. Her türlü örgütsel çalışmanın komün yaratmaya hizmet etmesi gerekir. Komün yaratmayan kitle eğitimi ve örgütleme çalışması dönemin çizgisine uygun değildir. Önce yaygın bir öncü çalışmayla her alanda komünler örgütlemek, sonra da bu komünlerin bir araya gelerek Demokratik Komünler Birliği oluşturmasını gerçekleştirmek gerekir. Komünler komünü demek, demokratik komünler birliğinin geliştirilmesi demektir. Toplumsal yaşamın farklı alanlarını oluşturan boyut örgütlenmesini de merkezi komiteler temelinde değil, tabandaki komün örgütlülükleri içinde gerçekleştirmek gerekir.

 

Bir komün taslağı (Komünü düşünmek)

Komün üzerine her türlü düşünme, yapılacak en ideal taslak çalışması bazı genel ilkeleri ortaya koymaktan öteye geçmez. Bu işin her türlü ayrıntısını veren ve de her yerde geçerli olan bir klişesi yoktur. En mükemmel olan taslak bile pratik uygulamada yetersiz kalır. Bu nedenle, komün çalışmasına yaratıcı yaklaşmak, her yerin somut koşullarına göre bu çalışmayı planlayıp yürütmek, birkaç yaşam alanında ortaklaşmayla başlayıp tüm yaşamı ortaklaştırmaya kadar çok geniş bir çerçevede düşünüp ele almak gerekir. Önder Apo, ‘toprağın, suyun ve enerjinin komünleştirilmesi’ diyerek en genel olanı ortaya koymuştur. Buna göre, her yerin somut durumu dikkate alınarak ve en uygun olandan başlanarak komünleşme çalışmasını geliştirmek gerekir. Komünleşmenin başlangıcı var, ama sonu yoktur; yaşamın sonsuz zenginliğinde komünleşme çalışması sürüp gider.

Komün çalışmasının çok önemli bir yanı, bu işin ancak toplumla birlikte tartışılıp planlanarak pratik uygulamaya dönüştürüleceği gerçeğidir. Çalışmaya yaratıcı yaklaşımın önemi de burada ortaya çıkmaktadır. Üstten öngörme ve dayatmayla komün örgütlenemez. Komünü örgütleyip yaşayacak olanlar anlamadan ve kabul etmeden komün örgütlenemez ve sürdürülemez. Kuşkusuz komün çalışmasına da öncülük gerekir, belki de öncünün rolü en iyi bir biçimde komün çalışmasında ortaya çıkar. Fakat bu öncülük, ‘en iyisini ben bilirim’ tarzından bir dayatma biçiminde yapılamaz. Doğru kadro öncülüğü, her şeyi komünü oluşturacak halkla birlikte tartışan, planlayan ve uygulayan öncülüktür. Dolayısıyla toplumla tartışma gücünü ve sabrını göstermek, toplum çalışmasında usta olmak gerekir.

Bu noktada önemli bir konu olarak da komün çalışmasında yöntem sorunu ortaya çıkmaktadır. Komün örgütlenmesini baskı ve zorla, üstten dayatma ile geliştiremeyiz. Çeşitli karar ya da kanun baskısıyla da insanları komün yaşamına çekemeyiz. Rusya’da olduğu gibi, devlet ve kanun baskısıyla oluşturulan sözde komünlerin geleceği yoktur. Dikkat edilirse, bu tür örgütlenmeler, aradan yetmiş yıl da geçmiş olsa yine de yıkılmaktan kurtulamamaktadır. Bu nedenle, demokratik sosyalistlerin komün örgütleme tarzı üstten dayatma, baskı ve zor olamaz; tersine halkla tartışma, onları eğitme ve ikna etme en doğru ve temel tarzdır. Bunun için de Kemal Pir’in deyimiyle ‘gerekirse üç saat, gerekirse üç yüz saat konuşur’ ve ikna etmeyi esas alırız. Önemine göre bu süreç üç gün ya da üç ay da sürebilir, üç yıl ya da otuz yıl da sürebilir. Ama eğitim ve ikna dışında komün örgütlemenin doğru ve kalıcı yöntemi yoktur. Demek ki kuyudaki Yusuf’un sabrı kadar sabırlı olmayı bilmek gerekir.

Baştan itiraf edelim ki, komün çalışması zor bir çalışmadır ve gerçekten bu durumu bilerek söz konusu çalışmaya girmek gerekir. Çünkü yüz yılların, hatta bin yılların oluşturduğu bireyci ve özel mülkiyetçi anlayışları ve alışkanlıkları gidermek öyle kolay ve hemen olacak bir şey değildir. Bunun için sabırlı, yöntemli, planlı bir eğitim ve ikna çalışması gerekir. Fakat zor olduğu kadar da heyecan ve coşku verici bir iştir. İnsan bu işe girip bazı gelişmeler yarattıkça büyük haz duyar ve asla bu çalışmadan vazgeçmek istemez. Başlangıçta bunların bilinmesi ve süreç içinde hatalı yaklaşımlar içine girilmemesi önemlidir. Dahası bugünün dünyasında komünal örgütlenme ve yaşama en yatkın olan toplum yine de Kürtlerdir. Kürt toplumunu komünal örgütlenmeye çekemeyen devrimciliğin başka yerde başarı şansı yoktur. Örneğin, bizzat Önder Apo tarafından eğitilmiş olan Rojava Kürtlerini komünal örgütlenme içine çekememek, gerçekten de en ciddi özeleştiri gerektiren bir durum olmuştur. Hiç olmazsa şimdi böylesi bir özeleştirel sorgulamayla gereken dersleri çıkartıp, geçmişin yetersizliklerinin intikamını alan bir komün çalışması pratiğine yönelmeliyiz.

Komün örgütlenmesinde önemli bir konu da kuşkusuz mülkiyet konusudur. İktidar ve devlet sistemi bireysel özel mülkiyet üzerine kurulmuştur. Bu kastik katil sistemin günümüzdeki yapılanışı olan kapitalist modernite ise, ‘azami kâr’ kapsamında sömürmedik ve soymadık bir şey bırakmamış, toplumu ve doğayı adeta tükenme noktasına getirmiştir. Kuşkusuz demokratik komün sistemi böyle bir mülkiyeti esas alamaz. Buna karşılık, reel-sosyalist sistem de ‘kamu mülkiyeti’ adıyla her şeyi devletleştirmiş ve tek mülkiyet olarak devleti ortaya çıkarmıştır. Sovyetler Birliği’nin yıkılması öncesinde de bu durum birçok sosyalist çevre tarafından eleştirilmiştir. Sovyetler Birliği’nin yıkılışı ise zaten doğru olmadığını ortaya koymuştur. Önder Apo, bu durumu ‘Firavun sosyalizmi’ diyerek eleştirmiş, mülkiyetin komünler elinde olması gerektiğini belirtmiştir. O halde, demokratik sosyalizmin mülkiyet anlayışı, bireyci özel mülkiyet olamayacağı gibi, devlet mülkiyeti de olamaz. Peki ne olur? Çok açık ki ‘komün mülkiyeti’ olur. Demokratik komünalitenin mülkiyet anlayışı komün mülkiyetidir. Komünde yer alan herkes, bunu bir komün üyesi olarak kendi mülkiyeti biçiminde görüp sahip çıkmalıdır. Önder Apo’nun deyimiyle “Biraz da benim” demelidir.

Bunlar temelinde bir komün taslağı üzerinde somutlaşabiliriz. Örneğin bir köy veya mahallede komün örgütleme çalışması yürütmek istiyorsak, çok açık ki önce bu yerin coğrafi, toplumsal ve kültürel yapısı üzerinde yoğunlaşır ve somut durumu tüm ayrıntılarıyla analiz etmeye çalışırız. Dahası orada yaşayan insanlarla çeşitli biçimlerde tartışıp eğilimlerini anlamaya çalışırız. Bir yerde komün örgütlemesi yapabilmek için, öncelikle böylesi bir analiz çalışması şarttır. Bunun için bir ön çalışma ve belli bir hazırlık gerekir. Bu temelde asgari bir taslağa ulaşarak çalışmayı daha da ileri götürmek ve de resmileştirmek başarı açısından önemli bir yöntemdir.

Örneğin bir köyü ele aldığımızda, köyde yaşayan herkesi komün örgütlenmesine katabilmek elbette önemlidir. Fakat böyle olmayabilir ve bazı kişiler katılmayabilir. Elbette bu durumda da yaşamın uygun yerlerinden başlayarak komün çalışması yapılabilir. Kuşkusuz tüm köylünün katılması ile bazı kişilerin komüne katılmaması farklı yaklaşımlar gerektirir. Her duruma göre komünleştirilecek şeyleri ve bunun başlangıçlarını doğru seçebilmek gerekir. Bu noktada toplumla tartışmak, komünde yer alacak insanlarla çok yönlü ve yoğun tartışmalar yapıp, nereden başlanacağına ve nelerin yapılacağına o temelde karar vermek en doğrusu olur.

Daha önce demokratik ulus boyutlarının komün içinde örgütleneceğini belirttik. Örneğimizde hangi boyutta veya boyutlarda komünal yaşamı örgütlemek mümkünse, elbette oradan başlamak ve komünü bu biçimde geliştirmek gerekir. Örneğin toprağın tamamını veya bir kısmını komünleştirme mümkün oluyorsa, bu çerçevede en verimli ve sağlıklı üretimin nasıl yapılacağı üzerinde uzmanlardan da destek alarak çalışma geliştirilir. Toprak yanında veya ayrıca hayvancılık, başka ekonomik zenginlikler değerlendirilir. Bir köy komününde ekonomik boyut elbette önemlidir ve köyün coğrafi durumuna göre bunu geliştirmek gerekir. Bu alandaki ilkemizin ‘herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre’ olduğunu daha önce belirttik. Yine komün mülkiyetini tanımladık. Komünün, demokratik toplumun kök hücresi, temel birimi olduğunu belirttik. Köydeki ekonomik çalışmaya göre en verimli ve ekolojik üretimi yapmamız esastır. Tabi söz konusu köylü tüm ekonomik ihtiyacını kendi ürettiğiyle karşılayamaz. Böyle bir durumda ihtiyaç duyulan malları üreten başka komünlerle ticaret yapmak komünal yaşamın gereğidir.

Biz burada her şeyi içeren bir taslak veremeyiz, sadece fikir yoğunlaşmasına yardımcı olabiliriz. Ekonomik yaşamın ortak örgütlenmesi, komünal yaşamın geliştirilmesi için temelin sağlanması anlamına gelir. Bir köy komünü doğrudan demokrasidir, politik kararlar veren meclis görevini komünde yer alan herkesin katıldığı toplantılar yerine getirir. Bu toplantılar komüne ilişkin her türlü kararı aldığı gibi, bunların uygulanmasını koordine edecek yönetimi de seçer. Önder Apo, komünde bilindik tarzda yöneten ve yönetilen olmaz dedi, ancak iş ve rol koordinasyonu işlevini gören kurullar olabilir.

Bir köy komününde sosyal ve kültürel yaşamın örgütlendirilmesi önemlidir. Örneğin çocukların ve gençlerin eğitimi komün örgütlenmesi kapsamında olmalıdır. Eğitim yerinden öğretmenine kadar her şeyi komün karşılamalıdır. Yine sağlık sorunları komün çalışması temelinde çözülmelidir. Öyle ki dini ibadete kadar her şey komün üzerinden olmalı, yaşamın bu yönleri devlete veya başka bir güce bırakılmamalıdır. Eğitimin anadilde yapılması sorunu, uygun sanatsal etkinlikler ihtiyacı komün örgütlülüğü içinde çözüme kavuşturulur.

Bir köy komününde asayiş ve öz savunma da elbette önemlidir. Komün kendi örgütlülüğü içinde bunları da sağlar, dolayısıyla devlete veya başka bir güce bırakmaz. Özellikle gençlik örgütlenmesi kapsamında bu tür görevler yerine getirilebilir.

Elbette komünal toplum eğitimli ve örgütlü toplumdur. Toplumun tüm kesimleri bu temelde eğitilip örgütlendirilir. Hem bunlarda ve hem de komün yaşamının diğer alanlarında kadın ve gençlik örgütlülüğü önemli ve de öncüdür. Daha önce komün yapılanmasında kadının tarihsel ve güncel rolünü ve yerini belirtmiştik. Bir köyün kadınları eğitimli ve örgütlü hale getirilmeden ve kadın öncülüğü yaratılmadan o köyde komünal yaşam ve çalışma örgütlenemez ve de kalıcı olamaz. Kadın özgürlüğünü öngören bir yaşam oluşmazsa, zaten ona komün denemez. Komünün özgür yaşamı özgür kadın etrafında oluşur. Bunun için de kadınların eğitimli ve örgütlü olması şarttır.

Tam benzemese de elbette gençlik örgütlülüğü de çok önemlidir. Komünal eğitimi ve örgütlenmesi olan bir köy gençliği, her alandaki dinamik öncülüğüyle, ekonomik, sosyal, kültürel, öz savunma gibi alanlardaki etkinliğiyle o köyün komünal örgütlenmesinin ve yaşamının yaratıcısı ve de güvencesi olabilir. Demek ki komünalist gençlik hareketinin ulusal düzeyde olduğu kadar, komün düzeyinde örgütlülüğü de çok önemli ve de gereklidir. Bu düzeyler birbirine karşıt yapılmamalı, tersine birbirini besleyen ve geliştiren olarak görülüp işletilmelidir.

Komün örgütlenmesi demokratik toplumun çekirdeğidir. Demokratik toplum da demokratik entegrasyonun temel gücüdür. O halde demokratik entegrasyon mücadelesini geliştirebilmek ve çözümü gerçekleştirebilmek için köylerde ve mahallelerde, yaşamın her alanında komün örgütlenmesi en temel ihtiyaçtır. Bir şey ancak ihtiyaç haline gelirse gerçekleştirilir. Komün örgütlülüğü de Kürtler açısından hayati bir ihtiyaç durumuna gelmiştir. O halde, olur mu olmaz mı demeden, bu temel ihtiyacı görüp mutlaka gereğini yerine getirmek şarttır. Bunu yapabilmek için de hayal edebilmek, düşünmek, hatta deyim yerindeyse rüyasını görebilmek gerekir. Bizim yapmaya çalıştığımız da böyle bir düşünce ve hayal gücünü geliştirmeye yardımcı olmaktır. Eğer bazı cesur ve fedakâr insanlarda bu duruma yol açarsa amacına ulaşmış olacaktır.

 

Profesyonel bir komünar nasıl çalışır?      

Kuşkusuz Demokratik Modernite inşasında demokratik komünalist ideoloji sadece profesyonel devrimciler için değil, kadınlar ve gençler başta olmak üzere tüm emekçi ve ezilen toplum için geçerlidir. Bir avuç egemen burjuva kesim dışında toplumun hemen hepsi demokratik komün çizgisinde örgütlenmek ve yaşamak durumundadır. Herkes demokratik toplum inşasında yer almakla yükümlüdür. Herkes birer komünardır; dönemin yurtseveri de demokratı da komünar olmak zorundadır.

Ancak genel durum böyle olmakla birlikte, toplumun komünal eğitimi ve örgütlenmesinde kadro öncülüğüne yine de ihtiyaç vardır. Hatta demokratik toplumun demokratik komün çizgisinde eğitimli ve örgütlü toplum olduğu gerçeği dikkate alınırsa, söz konusu eğitim ve örgütlenmeyi geliştirmek üzere öncü kadroya daha çok ihtiyaç duyulduğu rahatlıkla görülebilir. Profesyonel devrimci kadro öncülüğünün rolü ve görevi azalmamış, tersine daha çok artmıştır. O halde her profesyonel devrimci, her demokratik sosyalist militan bir profesyonel komünar olmak durumundadır. Dönemin toplumsal öncülüğünü profesyonel komünarlar yapmalıdır. Bu nedenle Önder Apo, dönemin kadrosunu “Örgütlenmiş ve eylemli kılınmış hakikat” olarak tanımlamış ve bu kadronun “Bir lokma bir hırka” felsefesiyle yaşayıp çalışacağını belirtmiştir.

Teorik olarak tanımlanan öncü kadrosal gerçek böyle olmakla birlikte, pratikte çok ciddi zayıflıklar ve sorunlar yaşanmaktadır. Aslında özellikle Kürt toplumu komün bilinciyle eğitilmeye ve örgütlenmeye hazırdır. Önder Apo’nun elli yıllık eğitici çabası, son derece bilinçli bir toplum gerçeğini açığa çıkarmıştır. Yine yarım asırlık mücadele, kırk yıllık savaş ve en ağır koşullarda yürütülen serhildanlar, kadın ve erkek Kürt insanına çok büyük bir bilinç ve tecrübe kazandırmıştır. Günümüzün en politik ve dinamik toplumu, tartışmasız olarak Kürt toplumudur. Bu gerçeği dost ve düşman herkes ifade etmekte, Kürt halkının büyük gücünü, cesaret ve fedakârlığını takdir etmektedir. Kısaca komünal örgütlenme için Kürt toplumu çok büyük oranda hazırdır. Bunun pratikte gerçekleşmesi için sadece doğru ve yeterli öncülüğe ihtiyaç duyulmaktadır.

İşte sorun da tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. Birer profesyonel komünarlar olarak topluma öncülük etmesi gereken kadrolar, bunu yeterli düzeyde yapamamaktadır. Toplumun ihtiyaç duyduğu eğitici ve örgütleyici öncülük görevlerinin gereğini pratikte yerine getirememektedir. Bu konuda ciddi bir kafa karışıklığı, bireycilik, maddiyatçılık, bürokratlık, toplumdan kopukluk, dahası deyim yerindeyse avarelik yaşanmaktadır. Toplumun derinliklerine gidip emekçi yoksul kesimlere ulaşarak eğitip örgütlemesi gereken profesyonel komünarlar, orta kesimlerle, devlete endeksli siyasetin bürokratik işleriyle, çoğunun zamanı geçmiş olan kurum ve kuruluşların düzenlenmesiyle uğraşmaktadır. Kısaca dönemin devrimci militanları, demokratik sosyalist kadrolar, profesyonel komünarlar görevlerinin başında değildirler ya da görevlerini başaracak bir duruş ve tarz sahibi değildirler.

Bu nedenle, dönemin demokratik toplumu inşa görevleri yerine getirilmemekte, demokratik komün örgütlenmesi her alanda geliştirilmemekte, bundan dolayı da demokratik entegrasyon mücadelesi yeterli etkinlikte yürütülmemektedir. Bu da sürecin gelişimini zayıflatmakta, sürecin başarısını tehlikeye atmaktadır. Çünkü Önder Apo’nun 27 Şubat 2025 tarihinde ilan ettiği Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarısı, demokratik komün temelindeki demokratik toplum inşasının başarısına bağlıdır. Başta Bakur ve Rojava olmak üzere Kürdistan’da ve yurtdışında kadronun yaşadığı bu durum, düpedüz süreci tehlikeye sokmaktadır.

Peki bu durumda ne yapılmalıdır? Çok açık ki, bu atıl, ataletli, işlevsiz, fedai çizgisinden ve Apocu başarı tarzından uzaklaşmış bireyci duruşlara son vermek gereklidir. Önder Apo, böylesi kadro duruşunu çözümlemelerde ve savunmalarda sürekli eleştirmiştir. Demokratik Komünal Toplum Manifestosu’nda ise, bu durumu da tekrar sayarak yeniden köklü eleştiriye tabi tutup, yeterli bir eleştiri ve özeleştiri temelinde kadrodan bu durumu aşmasını istemiştir. O halde, öncelikle söz konusu özeleştiri sürecine gerekli cevabı vererek, Manifesto çizgisinde köklü bir değişim, dönüşüm ve yenilenmeyi gerçekleştirmek gerekir.

Tabi bunu da durağan bir tarzda ve sadece lafta yapmamak, dönemin komünal inşa görevlerine sahip çıkarak Apocu başarı tarzında yirmi dört saat durmadan demokratik toplum inşa görevlerine seferber olarak yapmak gerekir. Bir profesyonel komünar, günün yirmi dört saatinde komün üzerinde yoğunlaşan, yeni incelemeler ve planlamalar geliştiren ve toplumun derinliklerine girerek demokratik komün örgütlenmesini onlarla tartışan ve bu temelde pratik adımları gerçekleştiren kişidir. Usta bir komün örgütleyicisidir, başarılı bir toplumsal inşacıdır, mükemmel bir eğitici ve ikna edicidir. Onun tek işi, her zaman komünü düşünmek ve bir yerden başka bir yere koşarak peş peşe komün örgütlenmesi geliştirmektir.

Örneğin bir köye mi gitti; orada gereken toplantı ve tartışmaları yaparak bir plan çıkartıp insanların önüne pratik görevler koyarak, oradan başka bir köye veya mezraya geçer. Orada da gerekenleri yaptıktan sonra bu kez başka bir alana, bir mahalleye veya iş yerine geçer. Bir profesyonel komünar, sadece bir komün çalışmasıyla yetinmez; onu aşarak beş, hatta on komün çalışmasını birlikte yürütür. Her biri zanneder, o kişi sadece kendi komünleriyle uğraşıyor ve kendi komünlerinin üyesidir; oysa o, neredeyse onlarca komünle uğraşır ve hepsinin pratikleşmesine öncülük eder. Birinde bir süre kalıp orada gerekenleri planladıktan sonra başkasına, oradan da başkasına geçer. Daha sonra dönüp önce başlattığı komün çalışmalarına gelerek yürütülmüş olan pratiği denetler, eksiklerini giderip yeni planlamalar çıkartarak başka bir komün çalışmasına geçer.

Peki böyle bir çalışma yapılabilir mi? Evet, yapılabilir! Geçmişte profesyonel devrimciler kitle eğitim ve örgütlenmesi çalışmasını böyle yapıyorlardı; şimdi de profesyonel komünarlar dönemin kitle örgütlenmesi çalışması olan komün inşasını bu biçimde yapabilirler. Yeter ki bu temelde kendilerine güvensinler ve de başarıya inansınlar! Yirmi dört saat komün örgütlenmesinden başka şeyler düşünmesin ve basit işlerle uğraşmasınlar! Yeter ki komünarlık görevine aşkla bağlanıp fedaice çalışmayı esas alsınlar! Toplumla tartışmak ve birlikte çalışmak için halkın içine gitsinler! Yeni komünal dünyanın yaratılacağına inansınlar ve bunu inşa etmek için toplumla bütünleşsinler! Böyle profesyonel komünarlara sahip olan bir çalışma her zorluğu yener ve her engeli aşar, sonunda da komünal toplum inşasının zaferini tüm dünyaya ilan eder.

Önder Abdullah Öcalan, Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü adlı savunmasında profesyonel bir komünarın nasıl çalışacağı üzerine şunları belirtmektedir:

“Gerilla yaşamında da bu tür avareliklerin yoğunca yaşandığını ve bu durumun bende büyük öfke yarattığını hep belirtmiştim. Silahlı militan eğer sınırsız özgür yaşam yaratıcısıysa, bu yaşamın aşk derecesinde tutkulusuysa, bir karış yerde-dağ parçasında destanlar yazacak denli bilgili, akıllı ve idealliyse dağa çıkış yapmalıdır. Sıradan dağ yürüyüşçüleri ve turistler kadar bile bir heyecan ve iradeden yoksun kişilerin dağların, ormanların ve çöllerin gerillası olamayacağı açıktır. Bu avare işsiz insanlar nasıl böyle yaşama kıyarlar diyordum hep. Kendini işsiz avare durumuna düşüren insan her kimse en büyük namussuzluğu yapmış, onursuzluğa ve alçaklığa düşmüştür derdim. Şunu da söylemiştim: İşsiz karınca ve arı var mıdır? Karıncalar ve arılar işsiz oldular mı hemen ölürler. Onlar bile işsizliği onursuzluk sayarak buna ölümleriyle yanıt verirler. Demokratik ulusun inşası koşullarında her insanımız için, yedi yaşındaki çocuğundan yetmiş yedi yaşındaki yaşlısına, kadınından erkeğine kadar, eğitim seviyesi ne olursa olsun herkes için bir iş mümkündür. Herkes için hem de ibadet edercesine uğraşacağı, kendini hem koruyarak, hem besleyerek, hem de çoğaltarak yerine getirebileceği ve onunla özgürleşebileceği bir veya birçok iş vardır. Yeter ki demokratik ulus bilincinden ve iradesinden azıcık da olsa nasibini almış olsun!

Mesela ben olsaydım, kendi köyüme, Cudi Dağına, Cilo Dağı eteklerine, Van Gölü çevresine, Ağrı, Munzur ve Bingöl dağlarına, Fırat, Dicle ve Zap kıyılarına, Urfa, Muş ve Iğdır ovalarına kadar yolum nereye düşerse düşsün, her yerde sanki korkunç tufandan çıkan Nuh’un gemisinden inmiş gibi davranır, İbrahim’in Nemrutlardan, Musa’nın Firavunlardan, İsa’nın Roma İmparatorları’ndan, Muhammed’in cehaletten kaçması misali kapitalist moderniteden kaçar, Zerdüşt’ün ziraat tutkusuna ve hayvan dostluğuna (ilk vejetaryen) dayanır, bu tarihsel kişiliklerden ve toplum gerçeklerinden ilham alarak İŞLERİME koyulurdum. İşlerimin sayısı düşünülemeyecek kadar çok olurdu. Hemen köy komüncülüğünden işe başlayabilirdim. İdeale yakın bir köy veya köyler komünü oluşturmak ne kadar coşkulu, özgürleştirici ve sağlıklı bir iş olurdu! Bir mahalle veya kent komünü, konseyi oluşturmak ve çalıştırmak ne kadar yaratıcı ve özgürleştirici olurdu! Kentte bir akademi, bir kooperatif, bir fabrika komünü oluşturmak nelere yol açmazdı ki! Halkın genel demokrasi kongrelerini, meclislerini oluşturmak, bu kurumlarda söz söylemek, iş yürütmek ne kadar kıvanç ve onur verici olurdu! Görülüyor ki, özlemlerin ve umutların sınırı olmadığı gibi, gerçekleştirilmesi için bireyin kendisinden başka önünde ciddi bir engel de yoktur. Yeter ki biraz toplumsal namus, biraz da aşk ve akıl olsun!”

İlginizi çekebilecek diğer yazılar

Oynatıcıyı Gizle/Göster
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00